·550 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Nisan 2026 02:00 “Bir inançtan kurtulmak, tuz elde etmek için deniz suyunu kaynatmaya benzer, bir şey elde edilirken bir diğeri yitirilir.”
Roman, yeni bir milenyumun şafağında, sömürge topraklardan göç etmiş farklı etnik ve kültürel grupların ve onların ikinci nesil göçmen çocuklarının bir araya sıkıştırıldığı Londra'nın bir kenar mahallesinde geçmektedir. Alt-kimliklerin iç içe geçtiği bu mahallede İngiliz Joneslar, Yahudi Chelfenler, Jamaikalı Bowdenlar ve Bangladeşli İkballer, tesadüflerle oluşan girift ortak paydalarda buluşur ve bir aile olurlar; ama bu birlikteliklerin ortaya uyum çıkarmayacağı da aşikardır. Geçmişleri, bugünleri ve gelecekleriyle farklı zaman dilimlerini eş zamanlı üzerlerinde taşıyan bu ailelerden çok renkli, çok sesli, çatışmanın, isyanın ve yoldaşlığın eksik olmadığı bir cümbüş, uyumsuzluk harmonisi çıkar.
Roman, okuru bu cümbüşün içine misafir eder. Manzarayı bir olay örgüsüne bağlamadan sınırsızca keşfetmenize, gözünüzü çevirdiğiniz her karakteri röntgenine kadar tanımanıza olanak sağlar, ancak hiçbirini hikayenin merkezine almaz. Komedi, dram, tarih, aşk, bilim, din ve gündelik hayat aynı anlatı içinde yer bulur bu küçük mahallede; üstelik birbirini bastırmadan.
Romanda dikkat çeken bir diğer nokta, kimliklerde sabitlik, kişilerde tutarlılık kaygısı güdülmemesidir. Her karakter, geçmişi, ailesi, ilişkileri ve ait olmaya çalıştığı yer arasında bocalarken sürekli dönüşüm geçirir. Romanın bunu mizahi bir dille aktarması ise yaşanılanları hafifletmez. Aksine mizah, karakterleri yargılamadan travmaları taşıyabilmenin zorunlu bir aracı olarak kullanılır.
Romanın başlığı da bu çok katmanlı yapıyı güçlü bir metaforla taşır. Dişler ve kökleri, insanın kökenleriyle kurduğu ilişkiyi simgeler. Süt dişleri, yetişkinlik dişleri, azılar, dökülen dişler, takma dişler; hepsi bir ağız içinde birbirlerine bağımlı bir dengede işlev görmeye çalışırlar.
Kendisi de Jamaika asıllı bir annenin kızı olan Zadie Smith, 25 yaşında yazdığı bu ilk romanıyla modern klasikler arasına girmiş, ardıl eserleriyle de birlikte çağdaş İngiliz edebiyatının önemli seslerinden biri konumuna gelmiştir.
Muzip, zeki, yoğun, dağınık ama çarpıcı bir üslupla yazılmış bu kitaptan zevk alabilmek açıkçası biraz çaba gerektiriyor; acı, tatlı ve ekşinin birlikte kullanıldığı Uzak Doğu yemekleri gibi. Sabır ve gusto sahibiyseniz, hem yazarı hem romanı oldukça etkileyici bulacağınızı düşünüyorum.