Bazen bir hikâye anlatılmaz…
parçalanır.
Büyük Defter – Kanıt – Üçüncü Yalan
üç ayrı kitap değil,
tek bir gerçeğin katlanılamayan ağırlığıdır.
Başta “biz” derler.
Çünkü “ben” olmak zayıflıktır.
Çünkü acıyı tek başına taşımak mümkün değildir.
Sonra “ben” kalır.
Ama o ben, eksiktir.
Bir yarısını kaybetmiş gibi değil…
hiç olmamış bir yarıyı arar gibi.
Ve en sonunda…
ne “biz” kalır, ne “ben”.
Sadece anlatılar.
Aynı hayat,
farklı şekillerde tekrar edilir:
Birinde güçlü,
birinde mağdur,
birinde tamamen silinmiş.
Çünkü bazı gerçekler vardır—
olduğu gibi hatırlanamaz.
Zihin onları bölerek yaşar:
iyi ve kötü,
kalan ve giden,
seven ve terk eden.
Belki de hiç ikiz yoktu.
Belki de hepsi tek bir çocuğun
hayatta kalma biçimiydi.
Ve belki de en acısı şu:
Hiçbir versiyon yeterince hafif değildi.
O yüzden üç kez yazıldı.
Üç kez değiştirildi.
Ve her seferinde biraz daha uzaklaştı gerçekten.
Sonunda anlıyoruz ki:
Gerçek diye bir şey yok.
Sadece dayanabildiğimiz hikâyeler var.