Vatan Millet Samatya’daki çocuklar sessiz değil aslında.
Sadece seslerini duyurabilecekleri bir dünya yok etraflarında.
Bu yüzden öfkeleri başka yerlerden çıkıyor. Bazen bir bakıştan, bazen kaçıp gitmekten, bazen kendine zarar vermekten. Çünkü çocuk aklı denilen şey sanıldığı kadar saf değil; tam tersine, bulunduğu evin korkusunu da yoksulluğunu da ikiyüzlülüğünü de herkesten önce seziyor.
Romanda yetişkinler sürekli bir şeyleri saklıyor: yoksulluğu, kimliği, utancı, şiddeti. Ama çocuklar bunların hepsini görüyor zaten. Sadece kimse onlara gerçeğin adını söylemiyor. “Büyüyünce anlarsın” denilen yerde çocuk çoktan hissetmiş oluyor.
Belki bu yüzden romandaki çocuklar “masum” değil, erken büyümüş geliyor insana. İçlerinde öfke var, merak var, direnç var. Dünyanın adaletsizliğini sezmiş bir zihin açıklığı var. Ve en acısı da şu: Kendilerini korumayı, çocuk olmadan öğreniyorlar.
Mahalle baskısı, devlet korkusu, kadınların sürekli denetlenmesi, insanların birbirinin hayatına karışması… Bütün bunlar fonda dururken roman hiçbir şeyi dramatikleştirmiyor. Hayatı olduğu gibi bırakıyor önüne. O yüzden etkisi sonradan büyüyor.
Bazı insanlar çocukluğunu hatırlamaz.
Bazıları ise çocukken her şeyi fazla iyi hatırlar.