Bazı kitaplar vardır daha ilk sayfalarında sizi başka bir zamana, başka bir soğuğa bırakır. Ayı ve Bülbül de tam olarak böyle bir kitap. Katherine Arden, Rusya’nın dondurucu kışını yalnızca bir mevsim olarak değil, adeta yaşayan bir varlık gibi hissettiriyor. Hikayenin merkezinde Vasilisa var. Ama bu, klasik bir seçilmiş kişi anlatısı değil. Daha çok, doğayla bağı kopmamış bir ruhun, inançlarla ve korkularla çevrili bir dünyada ayakta kalma çabası. Eski pagan inançlarıyla yükselen yeni dini düzen arasındaki gerilim, kitabın arka planında sürekli hissediliyor. Ve bu çatışma, karakterlerin seçimlerine sessiz ama güçlü bir şekilde yön veriyor. Kitabın en sevdiğim yanı atmosferiydi. Orman, kar, gece… Hepsi öyle canlı ki, okurken adeta nefesiniz buharlaşıyor. Ancak tempo yer yer yavaşlıyor özellikle ilk bölümlerde hikayeye alışmak biraz sabır istiyor. Buna rağmen kurulan dünyanın derinliği ve folklorik zenginliği bu yavaşlığı büyük ölçüde telafi ediyor. Kitabı bitirdiğinizde büyük bir patlama değil, içinizde yavaş yavaş yayılan bir soğuk ve eski bir masalın yankısı kalıyor.