Şermin Yaşar’ın kalemiyle tanıştığım bu eseri o kadar hızlı okudum ki nasıl bittiğini anlayamadım bile. Dışarıdan çok güzel görünen, kalabalık ve her hafta bir araya gelen bu ailenin her ferdinin olaylar karşısındaki düşüncelerine tanık oluyorsunuz. Her birinin sesini adeta kulaklarınızda duyuyorsunuz. Bu da okurken empati kurmanızı kaçınılmaz hâle getiriyor.
Sayfalar ilerledikçe sürekli şaşırıyorsunuz. Başta “Bu da yapılır mı?”, “Burada haklı olan belli” dediğiniz pek çok olayda, işin diğer tarafını görünce düşünceleriniz değişmeye başlıyor. Bir bakıyorsunuz, ona da hak veriyorsunuz. Çünkü bu hikâyede ne tamamen suçlu biri var ne de bütünüyle masum. Herkes kendi açısından mağdur; herkes biraz kendi hikâyesinin kurbanı. Aslında yaşanan olayların ne kadar çok görünmeyen yüzü olduğunu bir kez daha fark ediyorsunuz. Anlamak ve anlaşılmak yerine çoğu zaman kaçmayı seçtiğimizi de…
Kitaba dönecek olursam, anne ve babanın çocukların dünyasında ve karakterlerinin şekillenmesinde ne kadar önemli bir rol oynadığına da güçlü bir şekilde şahit oluyorsunuz. Gerçekten hiçbir şey göründüğü gibi değil. Olayların arkasında söylenmemiş gerçekler ve süslenmiş yalanlar var. Herkes kendince biraz haklı.
Kurgusunu da anlatımını da çok sevdiğim bir kitap oldu. Kitaptaki en sevdiğim karakter ise Ethem’di. Onun hikâyesi gerçekten içime işledi.
Okumanızı gönülden tavsiye ederim. Peki siz, bu ailenin derin sırlarını okumaya var mısınız?
“Ne büyük bir karanlıkmış yalanlarımız. Bütün pencerelerimiz açıldı birbirimize.”
“Yapayanlış örülmüş bir hırka giymişim yıllardır, onunla ısınmaya çalışmışım gibi hissediyorum kendimi.”
“Olduğum yerde olmak istemiyorum ama olduğum yerden çıkıp gidemiyorum da.”