Gönderi

10/10
·159 syf.··
2026 11. kitabı
Öncelikle belirteyim bu tahlil spoiler belirtiyor. Öncelikle değineceğim çok fazla konu var. Herkesin okurken malum olduğu ön yargı konusu kendini fazlaca hissettiren bir konu. Onun dışında ; toplumun liyakatsizliği , (günümüzde de bu konunun kendisini olduğu gibi koruması da ayrı iç sıkıyor) , insanların riyakarlığı ( namaza kılıp işlenmemiş günah bırakmamak gibi) mantık ve duygusal dengesizliğin açabileceği felaketler, insan tam anlamıyla nasıl insan olur? , yaşadığın ya da maruz kaldığın çevre ve olaylar seni nasıl etkiler? Evlilikte kadın rolü gerçekten bu kadar önemli midir? Ya da sadece kadın rolü müdür bu kadar önemli olan ? Kitapta iki zıt karakter görüyoruz. Karakterlerin birbirinde olmayan özelliklerini kitabın kendi ile alakalı bölümleri okurken bu farklı özelliklerin ön plana çıktığını görüyoruz. Karakterler; ikisi de memur olan baba-kız Zehra ile Mürşit Efendi. Zehra çok katı kuralları olan Anadolu'nun bir köyünde bir muallime yani öğretmen. Öğrencilerin basit hatalarını bile mazur göremeyecek kadar katı ve idealist. Okula belirli sebeplerle geç gelen öğrenciyi dersine almayan, yeni potin (ayakkabı) alamayacak kadar fakir olan öğrenciyi dersine hiçbir şekilde kabul etmeyen , Yahut niyete hiçbir önem arz etmeyen bir muallimedir. Misal hırsızlık elbette kabul edilemeyecek ahlaki bir yozlaşmadır fakat niyet çok önemlidir. Kolaya geldiği için hırsızlık yapanla hasta annesine ekmek bulamadığı için ekmek çalan bir olur mu hiç? Lakin bu sebeplerin hiç bir önemi yoktur Zehra muallimenin gözünde. Kural kuraldır, düzen de düzen. Tamamen ahlaki olarak ''kanun ''evresinde sıkışıp kalmış bir boyutu tabiri caiz ise eksik kalmıştır. Eksik kalan kısım ; işin insanlık boyutu tabii ki efenim. Bizler mantığımızla hareket etmeliyiz, toplumun düzenini tabii ki bozmamalıyız ama her şeyden önce makine gibi programlanmış da değiliz , bir açıdan da empati yapabilmeli ve duygusal açıdan da yaklaşabilmeliyiz. Bu özelliklerin Zehra muallimede eksik kalmış olduğunu görüyoruz. Peki neden eksik kalmış olabilir? Okur olarak Zehra'nın anlattıklarını babasınınkinden önce değerlendiriyoruz. İşin ön yargı kısmı da burada başlıyor. Zehra'nın anlattıklarına göre babası ayyaş, annesine ve büyükannesine zulüm eden fena bir adam. Ne yalan söyleyeyim bu bölümü okurken Mürşit denen o adamdan ben de en az Zehra kadar nefret etmiş ve sövmüşümdür. Çocukluğu sürekli zulüme maruz kalıp sürekli ağlayan, ablasının, annesinin ve hatta büyükannesinin ölümüne şahit olan ve baba sevgisi nedir bilmeyen zavallı Zehra'nın yerinde olsak biz okurun da Zehra kadar kuralcı ve acımasız olması kaçınılmaz olurdu herhalde. Yaşadığı çevreye bakınca onu bir nebze anlıyoruz. Zehra'nın bu kadar katı olmasının zanlımca sebebi babasına olan nefreti ile daha alakalıdır. Kız çocukları küçük yaşta babaları ile farklı bir bağ kurarlar ama Zehra bu bağı kuramadığı gibi hayatında bu sevgiyi ( babası yaşarken) hiç hissetmemiş aksine bu bağ oluşmadan paramparça olmuş ve hayata yenik başlamıştır. Mürşit Efendiyi ele alacak olursak; madalyonun diğer yüzüne bakmadan önce nefret ettiğim bu zat kendisinin yazmış olduğu günlüğü okurken nefret duygum bir anda kitabında adını alan ''acımak'' duygusuna dönüştü. Zehra her nasıl mantığın ve duygusuzluğun sembolü ise Mürşit efendi duygusallığın ve saf iyi niyetin sembolüdür. Hani bir söz var ya ''Dünya hassas kalpliler için cehennemdir'' diye , Mürşit Efendiyi bu cümle ile tanımlamamız yanlış olmaz. Kendisi de kızı gibi çalışkan ve idealist bir memurdur. Fakat farklı olarak aşırı iyi niyeti ve insanlara sürekli empati ile yaklaşır bu da kendini ikinci plana düşürmesine ve sürekli başına bela açmasına yol açmıştır. Namuslu ve çalışkan adam insanları kendi gibi iyi niyetli zannettiğinden sürekli insanlar tarafından kullanılır ve o kadar saftır ki başka biri kendini uyarmadan gerçeği kendi başına öğrenemez. Zehra'nın annesi; Meveddet ve büyükannesi ; Makbule , Mürşit Bey'in bu iyi niyetini sürekli istismar eder. Ve onu uçuruma doğru sürüklerler. ( Burada dikkatimi çeken neden kadın karakterler şirret ve para avcısı gibi resmedilmiş. Yazarın Yaprak Dökümü kitabında da Ferhunde ve kısmı olarak Hayriye hanımda para ve eğlence için sürekli baskı kuran tarafta idi. Bu da ayrı tartışma konusudur.) Düşmüş olan Mürşit Efendi sürekli kendinden ve benliğinden taviz verir. Beş parasız kalır, kayınvalidesinin aşığını eve uşak diye aldırdığını öğrenir ,eşinin kendini aldattığını öğrenir ama yine de boşanmaya kendini kurtarmaya cesaret edemez. Çünkü o mantığın değil duygusallığın adamıdır. Çocuklarına acır, çevresine acır fakat mantıklı hamleyi yapamaz ve sonunda ölür ve ölüm bu zavallı adam için kurtuluş olmuştur. Peki insanı insan yapan nedir? Ne sadece mantık ne Mürşit Edendi gibi duygusal olmaktır. İnsanın iki durumunda aşırısı olamaması ve denge içerisinde olmasıdır. İnsanın empati yapabilmesi aynı zamanda da kendine de saygı duyup benliğinden ödün vermemesidir. Aksi takdirde bir şeyler hep eksik kalacaktır. Diğer açıdan ''liyakat'' konusuna değinmek istiyorum. Kitap 1920'lerde yazılmış olmasına rağmen günümüzde de aynı sorunlar devam etmektedir. Ne çok çalışanı severiz ne de çok emek vereni. En çok emek verenden ziyade dayıoğluna öncelik tanırız. Toplum olarak maalesef hiç değişmemişiz. Keza ikiyüzlülüğümüzde hiç değişmemiş evelallah. Makbule hanım secde başından kalkmıyordu fakat yalanın en daniskası , ahlaksızlığın en alası onda idi. Günümüz toplumunda da benzerleri mevcut ( vurgulamak istediğim şey namaz kılan insanlarında ikiyüzlü olabileceğidir insanı din unsuru dışında değerlendirmek lazım.) Son olarak da evlilikte kadın rolüne değinmek istiyorum. Eğer eşiniz size gerçekten değer veriyorsa yapamayacağınız şey yoktur. Ama kitapta olduğu gibi sizi sürekli manipüle edip , varınızdan -yokunuzdan anlamıyorsa vay halinize.! Neden kadın diye vurguladım tartışmaya açıktır ama ben yuvayı dişi kuşun yaptığını düşünenlerdenim ve evlilikte her başarılı erkeğin arkasında iyi bir eşin olduğu kanısındayım. Kitabı gerek dili gerek değindiği konular çok ama çok beğendim. Hıçkıra hıçkıra sonlara doğru ağladım. Her açıdan tatmin etti ve en çok mutlu eden şey ise bu yılın sonunda Reşat Nuri'nin telif hakları düşecek. Ve diğer yayınevleri de bu kitapları basabilecek. Hepinize şimdiden keyifli okumalar diliyorum sürçülisan ettiysem affola...
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,5bin okunma
·
36 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.