Okuduğumu gören herkesin manyak muamelesi yaptığı ve "gerçekten özgür iradenle mi okuyorsun bunu?" diye sorduğu o kitap. Evet, özgür irademle başladım ve özgür irademle bitirdim. Anna'nın duygu karmaşalarını kitap ilerledikçe bizzat yaşadım. Kitap aklınıza gelebilecek her duyguyu barındırıyor: sevgi, nefret, mutluluk, keder, özlem, stres, öfke... Kitabın başlarında oldukça saf olduğunu sandığımız bir aşkın gitgide kirlenmesi ve kördüğüm haline gelmesi yazarın dili ne kadar ustaca kullandığını hatırlatıyor. Yalnız şunu da söylemeden geçemeyeceğim, Tolstoy Levin'in tarım ve ekonomi hakkındaki fikirlerini biraz daha arka planda bırakıp o bölümleri kısaltsaymış okuması çok daha kolay ve çok daha akıcı bir kitap olurmuş. Ne yalan söyleyeyim, bazen Levin'e fazlasıyla sinir oldum ve artık sussa da kitap Anna'nın bakış açısına dönse diye düşündüm. Yine de okuduğum için asla pişman değilim. Beni uzun süre etkisi altında bıraktı.