·128 syf.····Okunma: 04 Nisan 2026 23:23 Suzan Defter, birbirine teğet geçen iki insanın günlüklerinden oluşuyor. Sayfanın bir yanında Ekmel’in, diğer yanında Derya’nın iç dünyasına bakıyoruz. Yer yer aynı ana denk gelen bu günlüklerde; aynı olayın iki farklı zihinde nasıl bambaşka yaşandığını, kederin, hayatın ve eksikliğin nasıl başka başka anlamlara dönüştüğünü görüyoruz.
Derya’nın yalnızlığı, yaşayamadıkları, içine attıkları ve dışa vuramadıkları…
Ekmel’in ise hayatla barışamamış hali, kendi yalnızlığına çekilişi ve o yalnızlığı paylaşacak birini arayışı…
İkisi birbirinin hayatına değiyor ama hiçbir zaman tam olarak kesişmiyor.
Arada hep ince bir boşluk kalıyor.
Suzan ise görünmeyen ama hissi sürekli dolaşan bir karakter. Bir insan mı, bir hatıra mı, yoksa yarım kalmış bir ihtimal mi—bunu net olarak bilmiyoruz.
Ama şunu anlıyoruz; bazı insanlar hayatımızda kalmaz, ama etkileri asla bitmez.
Bu kitap aşkı anlatıyor… ama bildiğimiz anlamda değil.
Daha çok yaşanamamış olanın, söylenmemiş cümlelerin, geç kalınmış duyguların ağırlığını taşıyor.
İçinden sadece şu cümle geçiyor:
“Bir şeyler olabilirdi… ama olmadı.”
Bu kitap yalnızlığı anlatıyor. İnsanın kalabalıklar içindeki yalnızlığını değil sadece, kendi içinde kaybolduğu o en derin hâlini.
Bu kitap kıskançlığı anlatıyor. Ama öyle açık açık dile gelen bir kıskançlık değil. İçte büyüyen, adı zor konulan, insanın kendine bile itiraf edemediği bir duygu. Ekmel’in içinde birikenler, Derya’nın kaybetme ihtimaliyle şekillenen davranışları…
Suzan Defter, yüksek sesle konuşan bir kitap değil.
Bağırmıyor, iddialı cümleler kurmuyor.
Ama tam da bu yüzden, insanın içinde uzun süre kalıyor.
Çünkü bazen en derin hikâyeler, en sessiz anlatılanlardır.