Efendiler ve Uşakları, Nisan 2021’de okuduğum ve okurken aslında çok da yabancısı olmadığım bir gerçekliği yeniden yüzüme vuran bir eser oldu.
Ümit Zileli bu kitapta, Türkiye’de ve dünyada yaşanan olayları yalın ve anlaşılır bir dille ele alıyor. Okurken en çok dikkatimi çeken şey, anlatılanların büyük bir kısmının zaten “bildiğimiz” şeyler olmasıydı. Ama mesele bilmek değil; hatırlamak ve yüzleşmek.
Kitap boyunca sık sık şu düşünceye kapıldım:
İnsan gerçekten bilmediği için mi susar, yoksa bildiği hâlde görmezden gelmeyi mi tercih eder?
Zileli’nin anlattığı tabloda iki taraf var gibi:
“Efendiler” ve onları sorgulamadan takip eden “uşaklar”.
Yukarıdan geleni doğru kabul eden, düşünmeyen, sorgulamayan bir kitle… Ama aynı kitle, gün geliyor adalet talep ediyor.
Ve burada çok net bir çelişki ortaya çıkıyor:
Adalet, sadece ihtiyaç duyulduğunda hatırlanan bir kavram hâline geliyor.
Kitapta beni en çok etkileyen noktalardan biri de buydu. Çünkü adalet, sadece başımıza bir şey geldiğinde değil, herkes için gerekli olduğunda anlamlıdır. Aksi hâlde duvarda yazılı bir kelimeden öteye geçmiyor.
Eserin dili oldukça sade ve akıcı. Bu da kitabı geniş bir kitle için ulaşılabilir kılıyor. Ancak bu sadelik, anlatılanların etkisini azaltmıyor; aksine daha doğrudan bir etki bırakıyor.
Şunu da söylemem gerekiyor:
Bu kitap yeni bir şey öğretmekten çok, bildiklerimizi yeniden hatırlatıyor. Ama bazen en çok ihtiyaç duyduğumuz şey de tam olarak bu oluyor.
Kendi adıma bu kitap bana şunu düşündürdü:
Toplumların en büyük sorunu bilgisizlik değil, sorgulamamayı alışkanlık hâline getirmesi.