Ah, Zweig ne demiş, nasıl demiş! Bu kitap öyle bir büyü ki, sayfalar elinden düşmüyor. Dr. B’nin satranç tahtasında kayboluşu, zihninin labirentlerinde dolaşışı, insanın ruhuna dokunuyor.
Okurken her cümle bir hamle gibi; zekânın, takıntının, yalnızlığın, aklın sınırlarının oyunu. Ve sen fark ediyorsun ki bu bir oyun değil, bir yaşam hâli. Dr. B’nin çığlık atmayan sessiz çöküşü, insanı hem ürpertiyor hem hayran bırakıyor.
Öyle bir yoğunluk var ki satırlarda, okudukça nefesin kesiliyor. İnsan, bir satranç tahtasının iki boyutlu dünyasında kendi zihinsel tutsaklığını, kendi yalnızlığını görüyor.
Bu novella bir başyapıt. Kısa ama öyle dolu ki, her okuduğunda yeni bir hamle keşfediyorsun; her satırda insanın içini titreten bir gerçek saklı. Okumadan geçme. Okurken de sadece oku; içine gir, kaybol, hisset.
Zweig işte bunu yapıyor: insanın ruhunu, zekâsını, yalnızlığını aynı anda ele geçiriyor ve bırakmıyor.