Gönderi

10/10
·640 syf.··
2026 10. kitabı
​Ölüm Hâlâ En Sevdiğim Karakter ​Fikrim hâlâ değişmedi; Ölüm hâlâ en sevdiğim karakter. Evet, kabul ediyorum; adam tam bir ruh hastası, acımasız ve fazlasıyla manyak. Ama bir şekilde haklı gelmiyor mu size de? Özellikle eski 13 numaraya yaptıkları... Bence o sonu sonuna kadar hak etmişti. Günümüzdeki benzer tiplerin başına da böyle şeyler gelse dünya daha mantıklı bir yer olurdu herhalde. ​Ölüm, "kötü karakter" olarak o kadar kusursuz yazılmış ki, aynı zamanda sinir bozucu derecede sempatik. Verdiği cevaplar, o doğruluk cesaret oyunundaki tavırları falan... Okurken hem "ne diyor bu?" diyorsunuz hem de eğleniyorsunuz. Tabii ki sütten çıkmış ak kaşık değil; herif kendini tanrı sanıyor ve canilikte sınır tanımıyor ama karakter dediğin de böyle olur zaten. Neyse, bu psikopatı övmeyi bırakıp konuya geçiyorum. ​— Spoilerlı Kısım — ​(Tahmin edilmesi zor değil ama yine de uyarımı yapayım; ufak tefek bilgiler verip geçeceğim.) ​Hatırlarsanız Afra ikinci kitabın sonunda intihar etmişti. Bu kitapta öğreniyoruz ki Ölüm, bizim kızı iyileştirmek için bir organ mafyası doktorunu esir almış. Yine bizim meşhur binadayız ama bina artık bina değil, kendi ekosistemi olan karanlık bir dünya resmen. Afra bodrum katlarında ölümle pençeleşirken, Ölüm başında bekleyip ona kitaplar okuyor. Yaklaşık bir ay sonra doktor, "Bu kız uyanmaz" deyince Ölüm’ün sigortaları atıyor tabii. Doktoru kendi kızıyla tehdit ediyor; tam ondan beklenecek bir hareket. ​Neyse, Afra uyanıyor uyanmasına ama sanki o kadar şeyi yaşayan o değilmiş gibi hemen Ölüm’ün sabrını sınamaya başlıyor. Ölüm de gidip ona bir psikolog tutuyor. Kendisinin de psikoloğu ama neyse... Bu psikolog aynı zamanda yeni 13 numaramız; kendisi o kadar tatlı bir şey ki, bu karanlığın içinde nasıl sağ kalmış hayret. ​Olaylar asıl bundan sonra garipleşiyor. Afra, mafya doktorla sohbet ederken kadın bir laf sokuyor, Ölüm de saniyeler içinde kadını infaz ediyor. Kanı Afra’nın çorbasına sıçrıyor ama bizim kızda tık yok, afiyetle devam edecek neredeyse. Sonra yeni bir dilsiz doktor getiriyorlar. Afra durur mu? Doktoru bağlayıp kıyafetlerini çalıyor, binadan kaçmaya çalışıyor. Tam dışarı çıkıyor, bir bakıyor her yer zifiri karanlık; elektrikler gitmiş, kameralar kapalı. Maskeli adamlar bunu jeneratöre çağırıyor. Yanındaki maskeli kişi ÖLÜMM sesinden ve tavrından anlıyorsunuz ki o kişi Ölüm. Bizimkini koruyormuş gibi ya ne büyük incelik! ​Bu absürt olaydan sonra Afra’yı tekrar 13 numaralı daireye postalayıp bir de kutlama yapıyorlar. Ölümle Afra birara çatıya yemeğe çıkıyorlar, her şey çok romantik ve sakin (!) bir bakıyoruz; Afra’nın elinde silah, karşısında üç tane çuval. Yanında da Ölüm’ün sesiyle konuşan ama o olmayan bir maskeli tutsak. Afra onu Ölüm sanıp vuruyor. Tabii ki asıl Ölüm kendini öylece vurduracak kadar aptal değil. Sonunda Afra, Çağrı yerine çuvallardakilerden birini öldürmek zorunda kalıyor. Kızın elleri titrerken ben de orada bir "yazık be" dedim içimden. ​Kitabın finaline doğru Ölüm, meşhur "Son Akşam Yemeği" tablosunu gönderiyor. Ekibin beyni Gökhan gizemi hemen çözüyor ama Afra her zamanki gibi inanmamayı seçiyor. Ben hâlâ Egemen’den şüpheleniyorum ama yazar ters köşe yaparsa şaşırmam. Kitabın asıl darbesi ise sonda geliyor: Sabah bir uyanıyorlar, Gökhan ölü! Eğer dördüncü kitapta bir mucizeyle dirilmezse bittik; çünkü o ekipteki tek akıllı kişi oydu. Yazık oldu beyin tek hücremize. ​Aradaki göndermeler ise tek kelimeyle mükemmeldi. Dokuz’un hikâyesine ise bittim, bayıldım! ​ Işıl Limae / Işıl Limae’ye teşekkürler. Dördüncü kitabı ve kutulu seti (cüzdanım ağlasa da) sabırsızlıkla bekliyorum. ​Okuduğunuz için teşekkürler..
CambazIşıl Limae · Martı Yayınları · 2025299 okunma
··
157 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Ölüm.. hâlâ nefret edemediğim ama nefret etmek istediğim o karakter.
DejaVu
Gönderi Sahibi
Dimi ya
Elinize sağlık öncelikle ♥ Beğenmenize çok sevindim. Ölüm'ün kendisini ve eylemlerini değil de, iyi bir kötü karakter olarak yazılması hoşunuza gitmiş gibi hissettim ben. Yanlışsam lütfen düzeltin. Eylemleri şeytanla yarışır olduğu için direkt karakterine değil de, güçlü bir manyak olmasından keyif aldığınızı düşündüm.
DejaVu
Gönderi Sahibi
Aslında tam olarak öyle değil; ben sadece karakterin yazım başarısını değil, Ölüm'ün bizzat kendisini de çok seviyorum. Eylemleri 'insani' sınırların dışında kalsa da, yaşadığı travmaların onu dönüştürdüğü bu hali, yaptıklarını benim gözümde bir şekilde haklı kılıyor. ​Onun kurnazlığı, karakterindeki o karanlık sempati ve zekası, onu benim için serinin en çekici figürü yapıyor. Yani ben Ölüm’ün sadece kağıt üzerindeki başarısını değil; tavrını ve o manyak imajını bir bütün olarak sahipleniyorum. ​Bu ince detayı fark edip yorum yaptığınız için tekrar teşekkürler, yeni kitapta sınırları nereye taşıyacağınızı görmek için sabırsızlanıyorum.♡