Puan vermedi·232 syf.····Okunma: 05 Nisan 2026 18:17 1940’lardan 2000’lere uzanan Fransa’nın kolektif belleği — şarkılar, sloganlar, siyasetçiler, markalar. Bir yabancı olarak sayfaların bir kısmını çevirmen notlarına yaslanarak, bir kısmını ise tahminle geçtim. Bir Fransız okuyucunun o tanıdık bir reklam jingleını gördüğünde hissedeceği o ani sarsıntıyı ben yaşayamadım. Bunu kabul etmek gerekiyor.
Ama kitap yine de beni yakaladı. Çünkü Ernaux’nun asıl meselesi nostaljiden çok daha derin: teknolojinin insan hayatına nasıl fark ettirmeden sızdığı. Önce lüks, sonra sıradan, sonra vazgeçilmez. Radyo, televizyon, mikrodalga, bilgisayar… Her biri gelirken toplumu dönüştürüyor; ama bu dönüşüm o kadar sessiz yaşanıyor ki kimse tam olarak ne zaman değiştiğini hatırlamıyor. Ernaux işte bu unutuşu yazıyor. Ve bu his, Fransa’ya özgü değil.
Bunu okurken aklıma kaçınılmaz olarak Ayfer Tunç (Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek) geldi. Tunç da benzer şeyi yapıyor Türkiye için — gündelik ayrıntıları, küçük nesneleri, unutulmuş kelimeleri bir neslin kolektif hafızasına dönüştürüyor. İkisi de büyük tarihi olaylardan değil, mutfak masasındaki değişimden yola çıkıyor. Fark şu: Tunç’u okurken ben de o masanın etrafındayım; Ernaux’yu okurken ise camdan içeriye bakıyorum.
Yine de bu mesafe kitabı küçültmüyor. Aksine, evrensel olanı daha net görüyorsunuz. Teknolojinin zamana, belleğe ve birlikteliğe yaptıkları — bunlar coğrafya tanımıyor. Fransa’nın 60’larıyla Türkiye’nin 80’leri arasındaki o yapısal benzerlik, dünyanın aslında ne kadar paralel aktığını bir kez daha hatırlatıyor.
Yıllar, tam anlamıyla içinden okuyamasanız bile değerli bir kitap. Belki de yabancılık hissi, kitabın söylemek istediği şeyin bir parçası.