Söylenemeyenlerin ağırlığı, kalpte en çok yer kaplayan şeymiş...
Marc Levy sade ama derin bir anlatımı tercih etmiş. Okurken bir film izliyor gibi cümlelerin akıp gittiğini hissediyorsun ama o akışın içinde kalbine dokunan, seni durup düşündüren yerler var. Marc Levy Duyguyu abartmadan, olduğu gibi ama etkileyici bir şekilde aktarıyor. Özellikle geçmişle yüzleşme ve içsel sorgulamalar konusunda oldukça başarılı.
Birbirimize Söyleyemediğimiz Onca Şey baba-kız arasında yarım kalmış bir hikâyeyi anlatıyor. Hayattayken kurulmamış cümlelerin, sorulamamış soruların ve içte biriken duyguların izini sürüyor. Bir ölümle başlayan ama aslında bir yolculuğa dönüşen bu hikâyede, geçmişle yüzleşme ve affetme ön planda.
İnsan en çok söyleyemediklerinin yükünü taşıyor. İçimizde biriktirdiğimiz her cümle, zamanla büyüyen bir boşluğa dönüşüyor. Kitap boyunca sık sık “Keşke...” dedim. Çünkü bazı şeyler gerçekten de geç kalındığında anlamını yitiriyor.
Ama bir yandan da umut vardı. Geç kalmış olsan bile bazı duyguların hâlâ bir yolu olabilir mi? Mutlaka vardır yeter ki isteyelim.
Okurken kendi hayatımı düşündüm. Söylemek isteyip sustuğum anları… Belki de bu yüzden bazı satırlarda durup nefes almak istedim.
Eğer yarım kalmış ilişkilerin, söylenememiş cümlelerin ve geçmişle yüzleşmenin hikâyeleri size dokunuyorsa, bu kitap seni içine çekecek.
Hayatınızda "keşke'ler" den çok "iyi'ki"leri çoğaltabilmeniz dileği ile keyifli okumalar dilerim.