Doğan Cüceloğlu’nun Gerçek Özgürlük kitabını okurken, aslında özgürlüğün dış koşullardan çok insanın kendi iç dünyasıyla ilgili olduğunu fark ettim.
Kitap bana şunu hissettirdi: Biz çoğu zaman özgürlük deyince dış engelleri düşünüyoruz ama asıl mesele, kendi korkularımız, alışkanlıklarımız ve kalıplaşmış düşüncelerimiz. Yani insan bazen kendi kendinin en büyük sınırı olabiliyor.
En çok dikkatimi çeken şey, yazarın anlatım tarzı oldu. Çok akademik bir dil kullanmak yerine daha samimi, daha günlük bir dille yazmış. Bu da okurken sanki biri karşımda oturmuş bana hayatla ilgili bir şeyler anlatıyormuş gibi hissettirdi. Özellikle verdiği örnekler, konuyu daha anlaşılır hâle getiriyor.
Kitapta sık sık insanın kendini tanımasının önemine vurgu yapılıyor. Bu kısım bana oldukça gerçekçi geldi çünkü insan neyi neden yaptığını anlamadan gerçekten özgür olabilir mi, bundan pek emin değilim. Yazar da zaten tam olarak bunu sorgulatıyor.
Bir diğer hoşuma giden nokta ise, suçlayıcı bir dilin olmamasıydı. Yani kitap “şöyle yapmalısın” diye baskı kurmuyor; daha çok “bir de buradan bakmayı dene” diyor. Bu yaklaşım bana daha samimi ve etkili geldi.
Olumsuz olarak söyleyebileceğim şey, bazı fikirlerin farklı örneklerle tekrar edilmesi oldu. Bu durum yer yer okuma hızını biraz düşürüyor. Ama belki de yazar, bazı noktaların özellikle anlaşılmasını istediği için bunu yapmıştır diye düşündüm.
Genel olarak baktığımda, “Gerçek Özgürlük” benim için bir kişisel gelişim kitabından çok, insanın kendisiyle yüzleşmesini sağlayan bir kitap oldu. Okuduktan sonra hayatım tamamen değişti diyemem ama bazı şeylere bakış açımın farklılaştığını kesinlikle söyleyebilirim.
Kısacası bu kitap bana şunu düşündürdü: İnsan gerçekten özgür olmak istiyorsa, önce kendi içindeki engelleri fark etmek zorunda.