Charles Dickens'in İki Şehrin Hikâyesi kitabı edebiyat tarihinin hem tarihsel hem de duygusal derinliğiyle öne çıkan güçlü bir romanıdır. Bu kitap yazarın ayrıca en politik romanlarından biridir. Hikâye Fransız Devrimi 'nin hemen öncesinde ve sırasında , Londra ve Paris şehirleri arasında geçer. Aynı zamanda bu iki şehir arasındaki adalet, zülûm, umut, umutsuzluk, fedakârlık ve bencillik gibi temalar açısından da zıtlıkları temsil eder. Roman "zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü"...diye başlayan bana göre de edebiyat tarihinin en unutulmaz ve en vurucu açılış cümlelerinden birisiyle başlayarak biz okuyucuları tarihsel ve insani bir krizin içine çeker.
Dickens, bir yandan aristokrasinin baskıcı düzenini ve devrimin kanlı doğasını anlatırken, diğer yandan bireylerin kaderlerini , aşklarını ve fedârlıklarını zıtlıklar çerçevesinde onlara ustalıkla giydirir. Dickens romanda sadece bireylerin değil halkların da ruh hallerini anlamaya çalışır. 20. yüzyılın savaşlarını ve devrimlerini öncede sezmiş gibi aşırı uçların her zaman yıkım getirdiğini anlatır. Dickens, karmaşık karakter yapılarıyla dönemin sosyal yapısını eleştirir. Fransız Devrimi 'nin yarattığı toplumsal çalkantılar, halkın adalet arayışıyla aristokratların kibri arasındaki çatışma üzerinden anlatılır. Kitapta yazar devrimci şiddeti de sorgular; haklı bir öfkenin nasıl kör bir yıkıma dönüşebileceğini gözler önüne serer.
Yazarın kitabını dönemin tarihsel arka planıyla bireysel hikâyeleri harmanlaması eseri sadece tarihi bir romanın ötesine taşıyarak ahlaki ve felsefi bir kitap haline de getirir. Roman tarihsel arka planında ve kontekstinde Fransız Devrimi 'nin sosyo_politik çalkantılarını arka plana alarak bireysel hayatların nasıl büyük tarihsel olaylardan etkilendiğini gösterir. Roman boyunca Fransa'daki adaletsiz monarşik düzen ve halkın buna karşı duyduğu öfke gerçekçi ve eleştirel bir biçimde işlenir. Bu yönüyle roman hem aristokratik baskıyı hem de halkın intikam hırsının yarattığı adaleti sağladığı giyotinle yeni tiranlığı , halk tiranlığını da sorgular. Yazar ne mutlak monarşiyi ne de kontrolsüz devrimci şiddeti meşrulaştırır. Romanın ana yapısı ve hatta ismi bile ikili karşıtlıklar üzerine kuruludur. Londra ve Paris, aydınlık ve karanlık,umut ve umutsuzluk, düzen ve kaos, sevgi ve nefret, hayat ve ölüm. Sürekli bu zıtlıklar roman boyunca melodramik ve duygusal bir anlatımla karakterlerin hayatında yer değiştirir. Dickens burada hiçbir şeyin tamamen iyi ya da tamamen kötü olmadığını, hayatın karşıtlıklar arasında salınan bir denge olduğunu bize sorgulatır.
Roman karakterler aracılığıyla bize insanlık durumunu, aşk, kişisel dönüşüm, yeniden doğuş, intikam, nefret ve devrimin doğası üzerinde düşündürür . Ana karakterlerden Sydney Carton romanın duygusal merkezidir. Başta umutsuz ve kaybolmuş bir adamken, Lucie Manette'ye duyduğu aşk uğruna yaptığı fedakarlık ve giyotine giderken söylediği son sözleri " bu yaptığım, şimdiye dek yaptığım en iyi iş" diyerek ölümü göze alması onu kahramanlaştırır ve insan hayatında kişisel dönüşümün mümkün olduğunu gösterir. Kitabın diğer karakteri olan Lucie Manette,iyilik ve saflığın sembolü olarak hikâyeye denge getirir. Haksız yere uzun süre hapsedildiği yerden kurtulup kızı Lucie Manette'ye kavuşup ve onun sevgisiyle yeniden hayata dönen doktor Manette bize yeniden doğuş ve umut temasını simgeler. Devrimin doğası
üzerine olumlu karşıt kutbunda olan aristokratik Everomonde ailesinin varisçilerinden Charles Darnay ise ailesinin yaptığı zülûmler ve halkı sefalete sürüklemesine karşı durarak sahip olduğu tüm ayrıcalıkları bırakıp aşık olduğu Lucie Manette evlenerek kendi yaşadığı ideale göre bir hayat yaşar ve halk ihtilalin yanında yer alır . Yine yazar bize aristokrasinin zülmune uğramış ve insanlık onurunun ayaklar altına alındığı Madam Defarge gibi karaterler aracılığıyla radikalleşen kör bir nefretin ve intikamın insanlık dışı sonuçlarını gösterir. Madam Defarge intikam ve radikalleşme sonucunda bireysel bir karakterden ziyade, Fransız halkınının aristokrasiye duyduğu birikmiş öfkenin ve adaletsizlik duygusunun kollektif sembolüdür. Dickens bu karakter nezdinde devrimin doğasının karmaşıklığını ve devrimci şiddettin etik sınırlarını sorgulatır.
Sonuç olarak Dickens karakterleri aracılığıyla hem bireysel hem de toplumsal dönüşümün mümkün olduğunu ama bunun ancak sevgi,adalet ve fedakarlıkla gerçekleşebileceğini anlatır. Böylece roman sadece klasik bir roman olmakla kalmıyor aynı zamanda insan doğasında karmaşıkların dengesinin ne olabileceğini gösteren etik bir rehberdir.
Bu klasik müzik şaheserini bana göre dönemin ruhunu yansıtması açısından buraya bırakıyorum.
open.spotify.com/track/1Z1DK8nlq...
Keyifli okumalar ve iyi dinlemeler.