"O gün onları birbirleri içinde dalgalanır bir halde bırakırız. Ve Sûr'a üflenir. Onların hepsini bir araya toplarız." (Kehf Suresi, 99)
Son Saat, hepimizin bildiği kıyamet kavramını uzak bir ihtimal olmaktan çıkarıp bugünün içine taşıyor.
Ama kitabın ana ekseninde yer alan bir öyle bir konu var ki, tüm anlatıyı daha da çarpıcı hale getiriyor:
Zülkarneyn kıssası ile Ye’cûc ve Me’cûc...
Kur'an'da kendisine bir sebep verilmiş olan Zülkarneyn'in önce güneşin doğduğu yere, daha sonra Dünya'nın kuzeyine, en son ise güneşin batmaya başladığı yani Son Saat'in yaklaştığı zamana gittiği üç ayrı seyahati ve Ye'cûc ve Me'cûc'e karşı yaptığı sedd kitapta bilimsel açıdan değerlendiriliyor.
Yazar Güven Polat’ın özgün yaklaşımıyla kitap, Kur’an ayetleri ve modern dünyanın gerçeklerini yan yana getiriyor. Okudukça fark ediyorsunuz ki mesele sadece dini metinlerde anlatılan bir son değil;
aynı zamanda insanlığın kendi eliyle adım adım hazırladığı bir süreç.
Doğa bozuluyor.
Zaman daralıyor.
Ve insan, en büyük tanık… belki de en büyük sebep.
Kitabın en dikkat çekici tarafı şu:
Kıyamet alametleri diye bildiğimiz şeyler, modern dünyanın krizleriyle yan yana koyuluyor.
Ve ister istemez şu soruyu sorduruyor:
“Biz gerçekten sona mı yaklaşıyoruz, yoksa zaten onun içinde mi yaşıyoruz?”
Bu kitap bir korku manifestosu değil.
Bir hatırlatma.
Kendimize, dünyaya ve yaptıklarımıza dönüp bakma çağrısı.
Okurken en çok da şu soru akılda kalıyor:
“Allah tarafından yeryüzündeki eşsiz düzenin devamlılığının sağlanması için 'halifelik' verilmiş olan insan, kendine verilen emaneti gerçekten koruyabildi mi?”
Eğer dini anlatıları bugünün dünyasıyla birlikte okumak ve farklı bir bakış açısı kazanmak istiyorsanız,
"Son Saat" zihninizde uzun süre yankılanacak bir okuma deneyimi sunuyor. Son Saat