Puan vermedi·480 syf.····Okunma: 05 Ağustos 2025 09:12 İşgalci İsrail’in 1948’de 35 bin mülteciyi buraya sürmesiyle kurulmuş Han Yunus Kampı, Şehit Yahya Sinvar’ın doğduğu kamp…
Hapiste yazdığı Diken ve Karanfil’de Han Yunus’ta neler yaşandığını okurken çoğu sahneyi aşamadım, kitabı birkaç gün elime alamadım. Şeftalıyı hayatlarında ilk kez gördüklerini anlatıyordu mesela… Ama her şeye rağmen hayata nasıl tutunduklarını da anlatıyordu: birbirlerine bağlılıklarını, düğünlerini, yıkılan evleri nasıl tamir ettiklerini. Kitabın etkisiyle Han Yunus’la ilgili videoları görünce defalarca izliyorum, çocukların gözlerinin içine bakıyorum tek tek.
Zihnimde Mahmut Derviş’in dizeleri yine hayat buluyor: “Seviyoruz hayatı, ona bir yol bulabilirsek eğer.”
Yahya Sinvar roman kahramanı olarak Ahmet’i seçiyor ve olaylar onun gözünden anlatılıyor. Han Yunus, daha önce sıkça duyduğumuz bir mülteci kampı; Yahya Sinvar da bu kampta gözlerini açıyor. Yokluk içinde, kendi aralarındaki siyasi kamplaşmalara ve büyük kayıplara rağmen Filistinlilerin direnişini anlatıyor. Bu zorlu hayata rağmen okumaya, para kazanmaya, evlenmeye, hatta mutlu olmaya çalışıyorlar. Bu kitap, olay örgüsünün merkezindeki ailenin hikâyesinden hareketle bütün Filistinlilerin gerçek destanıdır.
Kitabı okurken yaşananların ağırlığından zaman zaman devam edemedim. İşgalcilerin muameleleri, kısıtlamalar, her şey tarihsel sıraya göre ustalıkla verilmiş. İntifadaların öyle boşuna yapılmadığını, tam kâfirin yüreğine korku verirken hakarete uğrayıp Oslo sürecine nasıl sürüklendiklerini, kazanımların bir anda ellerinden kaydığını ve Yahudilere asla güvenilmemesi gerektiğini yaşadıklarıyla ispatlarcasına anlatmış.
Bu güzel insanlar bir evin içinde farklı siyasi görüşlerle birlikte yaşıyor; fikir ayrılıklarına rağmen her akşam aynı sofrada buluşuyorlar. Nihayetinde aynı dava uğruna mücadele ettiklerini biliyorlar. İslami Cihad yanlıları Yahudilere en çok darbeyi kim vuruyorsa onu kayıtsız şartsız seviyor; ola ki hayatlarının bir yerinde karşılaşırlarsa bir pop yıldızı gibi heyecanlanıyorlar.
En derin hisle okuduğum yerler istişhad sahneleri oldu. Yahya Sinvar, şehadete koşanları tek tek bir dua gibi özenerek yazmış; zira kendisi de develer gibi yatağında ölmekten korktuğunu belirtmişti. Bu kitabı yazarken hepsinin yerine kendini koyup nasıl özendiğini hayal ettim.
Bu romanı, şehadetiyle kahramanım olan Yahya Sinvar’ı tanımak için okudum. Normalde önce tanır sonra seversiniz; bu sefer önce sevdim, sonra tanımaya başladım. Kayıtsız şartsız sevdiğimiz insanlar gibi girdi hayatımıza Yahya Sinvar. Böylesi izzetli bir duruşla bütün dünyayı kendine hayran bırakan bu insanın bakış açısı sıradan olabilir miydi? Her satırı onun kaleminden olduğunu hatırlayarak okudum ve zorlu hapishane yıllarında kaleme almış olması bile başlı başına büyük bir başarı. Peygamber Efendimiz’in hadislerinde dikkat çektiği Yahudilerle mücadele eden bu izzetli halkı Yahya Sinvar’ın şehadetiyle yakından tanımak çok güzeldi.
Çocukken okuduğumuz bir ezgi, Han Yunus gibi kamplarda hayata tutunmaya çalışan Filistinlileri sanki özetliyor:
Hayat iman ve cihad, alnımızın yazısı
Gözlerimde bir hırsı kamçılayan arzu
Sana ulaşan çağrı, ey şehid, ey şehid!