Bir Hasan Ali Yücel klasiği
Hasan Ali Yücel daima şu cevabı verirdi: "Başıma iş açma İbrahim Bey!" (Tek Parti devrinde) Cami ve mescitler kadro harici bırakıldı. Bunların içinde Mimar Sinan'ınkiler de vardı. Bunların birçoğu haraç mezat satıldı. Tekkeler yüzüstü bırakıldı. Fatih'in, Yavuz'un, Kanunî'nin, Sultan Ahmed'in, Barbaros'un, Sokullu'nun ve bütün padişahların, sultanların, şehzadelerin, sadrazamların, vezirlerin, şeyhülislamların, âlimlerin, kumandanların, evliyanın, istisnasız hepsinin kapılarına kara kilitler asıldı. Türbeler ve içlerindeki kıymetli eserler yok olmaya terk edildi. Bunların çoğu yıkıldı. Üstüne kara kilit asılan türbelerden Yavuz Sultan Selim'in türbesinin içindeki sandukasının üstünde onun şeyhülislam Kemal Paşazade'nin atının ayağından sıçrayan zifostan kirlendiği için silmeye koşanlara, nedimlerine: "Dokunmayın ona! Âlimin atının ayağından sıçrayan çamurun bile kıymeti vardır, bana başkasını getiriniz, onu öldüğümde tabutumun üstüne örtünüz!" dediği güzel kokulu kaftanı da kabir sandukasının üstünde örtülü idi. Üstünde bir metre yükselen güvercin pisliğini silerek ben kurtarmıştım. Türbeleri açmak ve girmek hapis cezasına çarptırılmasını gerektiren bir suçtu. Ben bu cezayı göze alarak İstanbul'daki bütün türbelere girmiş, incelemiş, elimden geldiği kadar kıymetli eserlerin ömürlerini uzatmaya çalışmıştım. Ben bunları yaparken türbe bekçilerinin hemen hepsinin yardımlarını görmüştüm. Yavuz'un türbesinin kapısını güvercin pisliği tıkamıştı. 78 yaşındaki türbedarıyla ve birkaç ziyaretçiyle dayanarak açtık ve içeriye girdik, bu kaftanı çıkardık, güneşlendirdik, resmini çektik. Yavuz'un türbesinin karşısında Sinan yapısı bir şehzadeler türbesi vardı. Türbedarla içeriye girdiğimiz zaman bir köşeye küreklenmiş, yığılmış çeşitli renkli toz yığını gördüm, türbedara sordum: – Bunlar nedir? Aldığım cevap şu idi: – Türbeler kapatıldığı zaman kapısı kilitlenmişti. Güveler, böcekler yerlere serilmiş bütün seccadeleri ve halıları, sandukaların üstlerindeki Lahuri şalları toz hâline getirmiştir, biz de süpürdük, buraya yığdık! Ben bunlardan bir avuç aldım, bir şişeye koydum Ankara'ya götürdüm. Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'e verdim: – Seccadeler, halılar ve Lahuri şallar bu hâle gelmiştir! dedim. Onun böyle şeylere karşı verdiği cevap daima şu olurdu: – Başıma iş açma İbrahim Bey! Ayasofya'da Mimar Sinan yapısı Sultan II. Selim türbesinin halıları ve Lahuri şalları da bu hâle gelmişti. Bunları ve daha başka türbelerin döşemelerinin, sanduka örtülerinin de böyle olduklarını gözlerimle görmüş, yazabildiğim kadarını gazetelere yazmış, ilgililere söylemiş, şikâyet etmiştim. Bu memleket böyle devrimler geçirmiştir. Nihayet ısrarlı ricalarım ve yazılarım üzerine Konya mebusu muhterem hemşehrim Sadi Irmak Bey'in teşebbüsü ile bazı müzelerin açılabileceği hakkında bir karar alınmıştır. Fatih'in, Yavuz'un, Kanunî'nin, Barbaros'un ve İstanbul'un ilk fetih şehidi Hazret-i Hâlid İbn-i Zeyd Ebû Eyyûb el-Ensarî'nin türbeleri açılabilmiştir. (Yeni Asya, 30 Eylül 1974)
Sayfa 75·Kitabı okudu
·
33 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.