Puan vermedi·368 syf.····Okunma: 07 Nisan 2026 08:18 Jane Austen’ın İkna romanının başlarındaki uzun betimlemelerden ve neredeyse bir
paragraf süren cümlelerden gerçekten sıkıldım. Ama olaylar açılmaya başlayınca merak ettim,
okumam hızlandı ve severek okudum. Özellikle karakterlerin hisleri bana çok tanıdık geldi;
içinde hayattan bir şeyler vardı.
Olay örgüsünün merkezindeki o ikna meselesini bence anlamak zor değil. Anne’in
henüz 20-21 yaşlarındayken hayatının aşkını bulmasına rağmen, ailesinde değer verdiği
birinin sözüyle ondan vazgeçmesi başta hoşlanmadım, mantıklı da bulmadım ama biz de
hayatta bazı kararları alırken başkaları tarafından ikna edilmiyor muyuz? Gerçi ben olsam
yine de vazgeçmezdim. Anne çok sakin, iyi niyetli ve olanı kabullenen biri. Aradan 8 yıl
geçmesine rağmen hala aklının ve kalbinin bir köşesinde Yüzbaşıyı beklemesi, onu görünce
heyecanlanması ve o sessiz hüznü çok güzel, çok gerçekçi işlenmiş. Kitabı bu kadar
sevmemin en büyük sebebi de zaten Anne ‘in tüm o acısını, umudunu ve sıkıntısını içimde
hissedebilmem oldu.
Erkek karakterimiz Yüzbaşı'ya gelirsek; reddedilmenin verdiği o derin kırgınlıkla
yıllar sonra geri döndüğündeki soğuk ve sert tepkilerini normal karşıladım. Ama Louisa
Musgrove ile yakınlaşması hiç hoşuma gitmedi. İnsanların duygularıyla oynanmamalı. Neyse
ki olay örgüsü güzel ayarlanmış. Bir de Yüzbaşı'nın 8 yıl boyunca çabalayıp kendini
geliştirmesi ve emek vererek bir yere gelmesi de bence çok güzel bir mesajdı. Yüzbaşı'nın
mektubuna da özellikle değinmek istiyorum, çünkü ondan gerçekten etkilendim. Çok duygu
doluydu, girişi harikaydı. Sonunda o uzun yürüyüşte yan yana gelip konuşmaları,
dertleşebilmeleri beni de mutlu etti. Hayat onlara ikinci bir şans verdi. Kesinlikle mutlu
sonları seviyorum.
Sonuç olarak; hayatta bazen başkaları tarafından ikna edilebiliriz ya da kendi
kendimizi ikna ederiz. Bunu bu kitapta bir kez daha gördüm. Bu hikâyeden çıkardığım en
güzel ders ise şu oldu: Bazen çok istediğimiz şeylerin o anki şartlar altında olmaması aslında
bizim için en iyisidir. Zaman geçip insanlar olgunlaştığında, şartlar düzeldiğinde o yarım
kalan şeyler çok daha derin ve anlamlı bir hale gelmesi ihtimali var. Üstünden yıllar geçse
bile, insan gerçekten seviyorsa duyguları hiç eskimiyor. Duyguları bu kadar samimi anlatan
bir kitabı ileride kesinlikle bir daha okurum.