Gün Olur Asra Bedel benim için bir kitap değil, bir yüzleşmeydi. Bunu yazarken bile cümleleri seçmekte zorlanıyorum çünkü bu eser, anlatılmaktan çok hissediliyor.
Cengiz Aytmatov’u “Bozkırın Bilgesi” yapan şey tam olarak bu:
Sadece hikâye anlatmıyor, insanın zihnine ve vicdanına dokunuyor.
Kitabı okurken bir noktada fark ettim ki aslında ben bir roman okumuyorum;
hafıza, kimlik ve insan olma hâli üzerine bir sorgulamanın içindeyim.
Mankurt: Unutmanın En Karanlık Hali
Bir Kırgız efsanesi olan “mankurt”, kitabın en sarsıcı kavramı.
Hafızası silinmiş, geçmişini unutmuş, efendisinden başka hiçbir şey tanımayan bir insan…
Ama beni asıl rahatsız eden şey şu oldu:
Bu kavram bana hiç yabancı gelmedi.
2022 yılının Kasım ayında bu kitabı okurken kendime şu soruyu sordum:
Biz gerçekten hatırlıyor muyuz, yoksa sadece yaşıyor gibi mi yapıyoruz?
Çünkü modern hayatın içinde biz de fark etmeden kendi “deve derimizi” başımıza geçiriyoruz.
Sorgulamadan, kabullenerek, unutmayı seçerek…
Ve en tehlikelisi, bunun farkında bile olmuyoruz.
Bir Gün, Bir Ömür
Romanın merkezinde Yedigey var.
Ama aslında onun yaşadığı “bir gün”, bir ömrün özeti gibi.
Kazangap’ın cenazesi etrafında şekillenen bu hikâye, geri dönüşlerle büyüyor ve bir noktadan sonra zaman kavramı anlamını yitiriyor. Bozkırın ortasında, Sarı Özek’te geçen bu hikâyede şunu hissediyorsun.
İnsan nerede olursa olsun, kaderinden kaçamıyor. Zalim ve Mazlumun Değişmeyen Hikâyesi
Kitapta farklı zamanlarda geçen olaylar var:
Nayman Ana efsanesi
Abutalip’in trajedisi
Uzay hikâyesi ama hepsinin ortak noktası aynı ''Güçlü olanın, zayıf olanı ezmesi''
Totaliter sistemler, ideolojiler, hatta bilim bile…
Hepsi bir noktada insanı “mankurtlaştırma” potansiyeli taşıyor.
--Kişisel Yorumum--
Bu kitabı okuduktan sonra şunu fark ettim. İnsan sadece yaşadığıyla değil, hatırladığıyla insan.
Unutmak bazen bir kaçış gibi geliyor ama aslında en büyük kayıp, tam da orada başlıyor ve belki de bu yüzden en çok şu düşünce içimde kaldı. Sorgulamayan bir zihin, yaşayan bir bedenin içindeki en büyük boşluktur.
Şunu da belirtmek istiyorum ki
Bence bu kitap sadece okunmaz. Üzerine düşünülür, tartışılır, hatta insanı rahatsız eder.
Ve evet… Tamamen kişisel bir yargı ama gönül rahatlığıyla söylüyorum:
Bu, okuduğum en büyük romanlardan biri.