Yazarla tanışma kitabım oldu. Türkiye’nin yakın ve karanlık tarihine ışık tutan bir kitap. Kitabın en iyi yanı yaşanan gerçek bir olayı kurgusal olarak anlatırken belgelerle bize aktarmaya çalıştığı bilgilerin havada kalmaması bana göre.
Çorum katliamı; yakın tarihte Alevilere yönelik yapılan ikimci katliam planlaması. Maraş’taki “başarıya” ulaşamamış olsalar da yüreklerde büyük acılar bırakan bir gerçeklik. Her ne kadar kitapta Abd destekli olduğu söylense de ülke içerisinde yaşamakta olan ve böyle olaylardan nemalanan bir kesimin de ağızlarından salyalar akıtarak gerçekleştirmeye çalışılan bir katliam. Maraş’tan ders çıkartan, devrimci, demokrat ve sosyalist insanların bilinçsiz insanları bilinçlendirerek kurdukları, özellikle Milönü barikatının aşılmasına izin vermeyerek daha kötü sonuçlar yaşanmasına izin vermemeleri, birlikte ve bilinçli bir şekilde hareket etmenin ne kadar önemli olduğunun en büyük göstergesidir. Aynı sofrada oturup, aynı tabaktan yemek yiyen insanların birbirlerine ne kadar acımasız bir şekilde davrandıklarını görüyoruz. Sağduyulu davranmaya çalışan insanların (bunların içinde polisler de var) gözünü kan bürüyen “insanlar” tarafından nasıl susturulduklarını, uyguladıkları vahşeti yazar oldukça yumuşak bir şekilde anlatmaya çalışmış.
ABD’nin hakkını da vermek gerekiyor, bir ülkenin nasıl parçalanacağını çok iyi bir şekilde analiz edip ona göre yol-yöntem izliyorlar. Buna bugün de şahit olmaktayız. Katliam girişiminden sonra katliamın maşalığını ve organizasyonunu yapanların kendi aralarında düşmüş oldukları paylaşım kavgası da değindiği bir başka konu.
Kitapta geçen; “Zenginler yemeklerini yerler, sofrayı kaldırmak fakirlere kalır” sözü, o gün bu katliam girişiminde bulunanların maşa olduklarının en büyük göstergesidir. Cehalet bütün kötülüklerin anasıdır, cahil toplumları yönlendirmek en kolay iştir. Bu kitapta da onu görmüş oluyoruz.