Yani bu kadar beceriksiz adamı bir arada uzun zamandır görmemiştim. Kitabın sonunda işler yoluna girmemiş olsaydı, burada ne söylenirdim size ben var ya...
Aslında kitap çok iyi başlamıştı. Gerilim seviyesi de tam dozundaydı. Ne zaman yeni karakterler olaya dahil oldu; o zaman kitap yokuş aşağı yuvarlanmaya başladı benim için. Yani, nasıl anlatacağımı bilmiyorum bu kitabı ben. En iyisi adım adım gitmek sanırım.
İlk adım, Lucy;
Vay benim tatlı Lucyciğim. Sen ne talihsiz bir kadındın öyle.
Koskoca Van Helsing kalktı, geldi, seni kan emici canavarından kurtarmak için planlar yaptı ama ne çare...
Adamın aklında her türlü çözüm vardı ama planı uygulayabilecek pratikliğe sahip olmayınca akıl etse ne olur? Yanındaki adamlar zaten hepten etkisiz eleman hepten...
İkinci adım, Mina;
Benim akıl küpüm, sevgili Minacığım; sen olmasaydın, sen nasıl kurtulurdun Dracula'nın elinden ben bilmiyorum. Evet, sen. İşi, Van Helsing ve ekibine bırakmış olsaydın Lucy'nin yanına, sonsuz uykuya gönderirlerdi kızım bunlar seni.
İyi ki sen yeterince zekiydin de bu savrulup duran adamlara yardım edebildin.
Üçüncü adım, genel görüşlerim;
Van Helsing beni gerçekten hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim. Adam bilim adamı olmasına rağmen doğaüstü bir varlığın gerçekliğine inanacak kadar açık görüşlü ve haklıydı ama her türlü bilgiye sahip olmasına rağmen bilgiyi eyleme dönüştürmekte inanılmaz kötüydü.
Kitabın yazıldığı dönem farklı olmasına rağmen özellikle diyaloglarda çok fazla "Romantik Dönem" tadı aldım ben. Böyle bir hikayede tatsız geldi bana bu durum. Koca Dracula'ya Romantik Dönem narinliğiyle kafa tutmak biraz kurguya zıt olmuş sanki. Van Helsing'in her konuşmasının seremoni havasında geçmesi falan bayağı baydı beni. Yani, Mina neredeyse vampire dönüşmek üzere, bunlar kızın karşısına geçmişler "Vah bizim güzel Minacığımız, seni ne çok seviyoruz, ölmek ve canavara dönüşmek üzeresin ama ne şahane bir varlıksın sen öyle" diye konuşuyorlar...
Ya kalk eline sarımsağını, kutsal ekmeğini al, ne anlatıyorsun?!