Kişisel gelişim kitaplarından oldum olası hoşlanmadım. Bu kitabı da, belki birçokları gibi, Cemil Meriç’i etkilediği için merak edip okumak istedim.
Yine klasik kişisel gelişim sloganlarıyla karşılaşacağımı düşünerek, biraz da gönülsüz bir şekilde açtım kitabı. Fakat hiç beklemediğim bir şeyle karşılaştım. Yazar, girişte bu kitabı neden yazdığını açıklarken psikolojik bir temele değil, sosyolojik bir zemine dayanıyordu. Zira başında çatırdayan bir imparatorluğun yıkılmaması için yegâne kurtuluşun “irade terbiyesi” olduğuna inanmış ve bu reçeteyi Osmanlı’nın evlatlarına sunmuştu.
Bu kısımları okuduğumda gerçekten etkilendim. İbrahim Ethem bir doktordu. Fakat devletin yıkılışına mani olma isteğiyle, yapabileceğine inandığı en iyi şeyi yapmış ve Osmanlı’nın evlatlarına irade terbiyesinin yollarını öğretmeye karar vermişti. Elinden bu geliyordu. Bu motivasyon, kitaba bakışımı bütünüyle değiştirdi. Okuyacağım metnin sıradan bir kişisel gelişim kitabı değil, bir imparatorluğun dağılmasını önlemek için kaleme alınmış bir “reçete” olduğunu düşünerek okumaya devam ettim.
İbrahim Ethem, metni kaleme alırken Jules Payot’un İrade Terbiyesi başta olmak üzere Batı literatüründen yoğun biçimde yararlanmış. Bu mesele üzerine Batı’da yazılmış ne varsa metne dâhil etmeye çalışmış. Ancak buna karşılık, İslam medeniyetine özgü yaklaşımları bilinçli olarak büyük ölçüde göz ardı ediyor. Zira Ethem Bey belirgin biçimde Batıcı bir çizgide duruyor.
Metinde öne sürülen yöntemler arasında “daha önce hiç böyle düşünmemiştim” dedirten yerler de var, aşina olduğumuz öneriler de. Ancak başta ortaya koyduğu motivasyon, yani metni tarihsel bir sorumluluk duygusuyla kaleme almış olması, en azından benim gözümde anlatının samimiyetini ve ciddiyetini artırdı diyebilirim.
Buna rağmen, yer yer tekrara