Puan vermedi·636 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Nisan 2026 20:47 Eriş Ülger’in kaleminden çıkan Mustafa Kemal’in Önderliğinde Harp ve Sulh eseri, sadece bir tarih kitabı değil; bir liderin insan sıcaklığını, yalnızlığını ve vatanına duyduğu o devasa aşkı iliklerimize kadar hissettiren bir yolculuk.
Bu kitabı bitirdiğimde içimde uyanan o buruk ama gururlu hisleri sizler için kelimelere döktüm.
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını yavaşça kapatır ve elinizi üzerinde bir süre tutarsınız. Sanki o sayfaların arasından sızan bir ruh vardır ve siz o ruhu incitmek istemezsiniz.
Eriş Ülger’in bu çalışması benim için tam olarak böyle bir deneyimdi. Kitap, Sarışın Kurt'un askeri dehasından ziyade, o çelik bakışların ardındaki buğulu gözlere, yorgun omuzlara ve hiç bitmeyen bir memleket sancısına odaklanıyor.
Kitapta beni en çok sarsan, Mustafa Kemal’in savaşın o kan kokulu atmosferinde bile insani nezaketini ve derin hüznünü koruması oldu. Ülger, bizi sadece zaferlere değil, o zaferlerin bedeli olan uykusuz gecelere ve kaybedilen dostların acısına götürüyor.
Kitapta geçen şu alıntı, aslında her şeyi özetliyor:
Savaş, zorunlu ve hayati olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir.
Bu cümledeki derin hüzne bakar mısınız? Bir ömrü cephelerde geçmiş, üniforması tozdan ve baruttan görünmez olmuş bir adamın cinayet kelimesini kullanması... Bu, sadece bir komutanın değil, vicdanı sızlayan bir babanın feryadı gibi.
Eriş Ülger, Atatürk’ün sofrasındaki o şen şakrak sohbetlerin ardındaki derin sessizliği çok iyi yakalamış. Barış (Sulh) geldiğinde bile, Mustafa Kemal’in zihnindeki savaş hiç bitmiyor; bu kez cehaletle, yoksullukla ve zamanla yarışıyor. Kitabı okurken, onun her devrimi yaparken aslında ne kadar yalnız olduğunu hissedip hüzünlenmemek elde değil.
Bir bölümde yer alan şu ifade içimi sızlattı:
Benim için en büyük mükâfat, milletimin bir anlık tebessümüdür.
Koskoca bir imparatorluğun küllerinden yeni bir güneş doğuran el, aslında sadece bir tebessümün peşindeymiş. Bu tevazu, onun büyüklüğünü anlatırken kalbimize bir ağırlık bırakıyor.
Bu kitap bana şunu öğretti: Mustafa Kemal’i anlamak, sadece rakamları ve tarihleri ezberlemek değildir. Onu anlamak; uykusuzluktan kızarmış gözlerini, cebindeki son kuruşla kitap alışını ve çocuk diye hitap ettiği bu millete duyduğu o karşılıksız sevdayı hissetmektir.
Harp ve Sulh, bittiğinde sizi derin bir sessizliğe mahkûm ediyor. Bir yandan onun gibi bir lidere sahip olmanın haklı gururu, diğer yandan Onu yeterince anlayabildik mi? sorusunun verdiği o ince sızı...
Eriş Ülger, bu eseriyle bize sadece bir tarih anlatmıyor; bize vatanın harcına karılmış o yüce ruhun hüzünlü hikâyesini emanet ediyor. Şimdi her sabah güneş doğduğunda, o tebessümün peşinden gitme sırası bizde.
Eğer bu incelemeyi okurken kitabınızı henüz bitirmediyseniz, son bölümlere geldiğinizde yanınızda mutlaka bir mendil bulundurmanızı öneririm; zira bir devrin kapanışını okumak değil, bir dostun vedasını izlemek gibi hissettiriyor.
Okuduğunuz her satırın ruhunuzda bir iz bırakması dileğiyle.