·214 syf.··Beğendi
···Okunma: 07 Nisan 2026 17:08 Antartika’ya yakın, medeniyete uzak küçücük bir ada. Gemi yolları üzerinde değil, yılda sadece bir kere gemi uğruyor o da her yıl değişen bir meteoroloji uzmanı getirip eskisini geri götürmek için. İşte bu roman adaya yeni gönderilen meteoroloji uzmanının hikâyesini anlatıyor. Ortada eski meteoroloji uzmanı yok, sadece onun berbat olmuş eski kulübesi var. Bir de bir fener var ve kaçık bir fenerci. Ada öyle küçük ki, aramalara rağmen eski meteoroloji uzamanı bulunamıyor, fenerin kafadan kontak bekçisi de konuşmuyor ve gemi kaptanı yeni uzmanı orada bırakarak geri dönüyor.
Ve hepi topu iki kişinin yaşadığı adada tuhaf günler başlıyor.
Meteroloji uzmanımız ilk gecesinde kulübesine saldıran insanımsı deniz canavarlarıyla tanışıyor. O gece canını zor kurtarınca ertesi sabah soluğu fenerde alıyor ve tehlikeye karşı neden uyarmadığı konusunda adama hesap soruyor, baştan da söylediğimiz gibi adam çılgın bir kaçık. Hiç umursamıyor. Meteoroloji uzmanının, kulübenin emniyetsiz olduğunu, fenerde kalması gerektiğini söylemesini de umursamıyor ve reddediyor.
Uzman genç ve akıllı biri, ikinci gecesinde de canavarları püskürtüyor ama kısıtlı cephanesiyle bunun ne kadar süreceği konusunda şüpheli. Fenere taşınması gerek. Sonunda yolunu buluyor, keza fenerdeki kaçık, dişi deniz canavarlarından birini ehlîleştirmiş ve onu kölesi haline getirmiş. Kaçığa işlerinde yardım ediyor, su taşıyor, odun topluyor ve adamın cinsel ihtiyaçlarını gideriyor. Bunu kısa sürede fark eden meteoroloji uzmanı o gün büyük fırsatı yakalıyor ve su kaynağına gelen fenercinin canavarını rehin alıyor ve kölesini serbest bırakma karşılığında fenere taşınmasına izin vermesini istiyor.
Nihayetinde fenerde üç kişilik bir yaşam başlıyor; meteoroloji uzmanı, kaçık fenerci ve köleleştirilmiş dişi canavar. Bu arada deniz canavarları her gece fenere saldırmaya devam ediyor.
Köle canavar çok etkileyici tasvir edilmiş, meteoroloji uzmanı sonradan adının Aneris olduğunu anlıyor çünkü denizden onu o isimle çağıran türdeşlerinin sesini duyuyor. Aneris’in kendince bir dili var, şarkı söylüyor, bazen de ağlıyor, iki adamın isteklerine itaat ediyor ama duygusuzca. Bu arada meteoroloji uzmanı fenerciden gizli olarak köleyle ilişkiye girmeye başlıyor ve ona âşık oluyor.
Romanın özüne geleceksek; çevrende ne varsa ona dönüşürsün türünden bir felsefeyi temeline almış. Meteoroloji uzmanının gitgide kaçık fenerciye dönüştüğünü kitabın sonundaki olaylarla büsbütün anlıyorsunuz. Kuşkusuz okurun beklediği bir son değil bu; insanlarla canavarların savaşı beklendiği gibi gelişmiyor, mutlu son falan da yok. Dönüşüm var, sanırım yazarın da gayesi bu; hiçbiriniz gelecekte bugünkü siz olmayacaksınız.
Kitaptan bir satırla bitireyim yazımı.
Yazar, Aneris’in üzerindeki kıyafeti tarif ederken şu cümleyi kuruyor: “Kovaları taşıyordu, giysiye de itiraz etmemişti, Türk dilencilerin bile burun kıvıracağı bir kazaktı.”