Bu kitap hakkında yüksek beklentilerim vardı. Filiz'in psikoloji okuduğunu biliyorum, bunun kitaba yansıyacağını düşünmüştüm her şeyden önce. Nitekim öyle de oldu. Genel olarak gizem-aksiyon-romantizm üçlemesini birleştiren bir kitap. Bu üçü arasında benim en sevdiğim kısım gizem kısmı oldu. Henüz ilk kitap olmasına rağmen büyüyecek bir gizemin yapıtaşlarını Filiz'in bazen satır aralarına bazen de göz önüne koyduğunu hissedebiliyorsunuz ki bu çok iyi. Ayrıca sıradan bir gizem de örmüyor -en azından şu ana dek. Romantizm kısmına gelirsek Aral'a da Lina'ya da aşırı ısındım ve aralarındaki o kimya da bana ainanılmaz geçti. O kısım da benden geçer not alıyor. Sanırım negatif yönde eleştireceğim tek şey aksiyon kısmı. Kitapta uçup kaçmanın aksiyonun bir tık daha fazla olmasını isterdim. Aslında genel olarak kitabın olay akış hızının daha hızlı olmasını isterdim. Ben kitaplarda ana olay örgüsüyle çok da ilgili olmayan sahneleri okurken aşırı sıkılyıorum ve dikkatim çok çabuk dağılıyor. Örneğin Aral'ın kardeşleri ablası eniştesi vs onları görseydik ama az daha göz ucuyla görseydik istedim. Benim için ana konuyu dağıtan ve yavaşlatan bi etki yaptılar ama subjektif bir şey bu, kimisi de bu tarz sahneleri çok seviyor, roman mümkün olduğunca uzun olsun istiyor. Bense subplotların daha küçük küçük işlenmesi taraftarıyım. Sadece o kısımları okurken biraz sıkıldım ve daha hızlı akmasına engel olduğunu düşündüm. Bu yüzden aksiyon özellikle son 100-150 sf'da müthişti ama onun öncesinde biraz daha fazla olsaydı keşke diye düşündüm.
Tüm bunların dışında Filiz'in kelimeleri kullanışını sevdim. Kesinlikle sıradan bir üslubu yok, kelimeleri kendi tarzında eğip büküyor. Hoşuma gitti. Son olarak da başta da söylediğim üzere evet psikoloji bilgisini kullanmış ama bence genel olarak yazdığı her şeyi araştırarak yazmış. Ne savcı/soruşturma kısımlarını okurken ne hastane kısımlarını okurken "bu da böyle olmaz ya" diye düşündürmüyor. Hastanede miniminnacık bir kısım vardı ama onu da nazar boncuğu diye düşündüm, major bir şey değildi. Yani "nasılsa kurgu ya nolcak" diyip kafasına göre yazmamış, gerçeği tutarlısı neyse her şeyi o şekilde yazmaya cidden özen göstermiş bence. Yine de en çok psikoloji detaylarını sevdim. Mesela lina depresyonda, sürekli suçluluk duyuyor her konuda. Belki bilgisi olmayan biri bu detayı yakalamaz ama psikoloji bilen/araştıranlar bilir ki depresyonun ana motoru suçluluk duygusudur. Depresif kişiler hiçbir şey hissedemez ama derinden bir suçluluk hisseder. Bu da hayatlarındaki en ufak şeye bile yansır. En basitinden Lina'ya "depresif karakter" etiketi yapıştırıp sonra da onu "mutsuz" biri gibi gösterip yanlış bir algı yaratmaması, Lina'nın gerçekten depresif olması ama bunu mutsuzluk değil suçluluk duygusuyla gösterilmesi bile bence müthiş bi olay. Bildiği/araştırdığı bi şeyi yazdığı hemen belli oluyor.
Eline koluna sağlık, devamını da okuyacağım