Nina,daha 16 yaşında onu kaçıran adamın elinden kaçmayı başarmış. Aradan 11 yıl içinde Nina hayatına yeniden başlamış soy ismini bile değiştirip FBI ajanı olmuş herşeyi arkasında bırakmıştır.
Yakaladığı bir gaspçı videoya çekilir ve internete düşüp viral olunca yıllar önceki onu kaçıran adamın onu tanır ve yeniden peşine düşer.
Her şey internette yayılan tuhaf bir videoyla yeniden hareketlenir. “Şifre” adını kullanan bir katil, paylaştığı gizemli mesajlarla insanları bir oyunun içine çeker.
Bu oyun sadece polisle sınırlı kalmaz, herkesin gözünün önünde ilerler. Her çözülmeyen ipucu yeni bir felakete dönüşürken Nina da bu karmaşanın tam ortasında kalır. Zamanla anlaşılan şey ise basittir ama ürkütücüdür: Bu katilin derdi sadece öldürmek değil, geçmişten kalan bir hesabı kapatmaktır.
Geçmişin hesabını kapatmak isteyen bu katil amacına ulaşacak mı?
Nina ve ekibi şifreleri çözüp katile ulaşabilecekler mi?
Yazarın eski bir FBI ajanı olması, hikâyeyen olaylara hâkimiyeti, detaylara verdiği önem ve o profesyonel bakış açısı gerçekten hissediliyor. Bu da biz okuyucular için daha inandırıcı ve sürükleyici bir okuma sunuyor.
Kitabın ismi bile başlı başına merak uyandırıyordu. Polisiye türünü sevdiğim için de büyük bir heyecanla başladım ve merakımı fazlasıyla karşılayan bir kitap oldu.
Nina’yı doğrudan ilgilendiren bir davada onun da yer alması, hikâyeyi benim için daha etkileyici hale getirdi. Ama asıl merak ettiğim şey Nina’nın ne kadar dayanabileceğiydi.
Çünkü yaşadıkları sadece bir vakayı çözmekten ibaret değil… Aynı zamanda kendi içindeki kırıkları taşımaya devam ediyor. Bu da hikâyeyi sadece bir polisiye olmaktan çıkarıp daha derin, daha insani bir noktaya taşıyor.
Aksiyon neredeyse hiç düşmüyor ama beni asıl içine çeken o zihinsel savaş oldu.
Şifre’nin sosyal medya