Gönderi

Beğeni ve hayal kırıklığı ( Spolier içerebilir)
Puan vermedi·704 syf.··
2026 4. kitabı
·
42 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2026 19:02
İncelememde kurguya ve beni kurguda en çok etkileyen kısımlara değineceğim. Ayrıca okurken hevesimi kıran ve beni son derece üzen bir konuya daha değineceğim. Kitabın baş karakteri Raskolnikov, genç ve akıllı bir üniversite öğrencisiyken maddi imkanlarının yetersizliği nedeniyle üniversiteye devam edememiş ve yarıda bırakmıştır. Üstü başı pespaye, son derece kılıksız bir gençtir ve daracık pis bir odada kalmaktadır. Maddi sorunları olsa ve paraya ihtiyaç duysa da para düşkünü değildir Raskolnikov, ihtiyaç duyduğu parayı düşünmeden başka ihtiyaç sahiplerine verebilecek birisidir. Kurgunun ilk kısımlarında Raskolnikov'un iyi kişiliği, annesi ve kız kardeşine sevgisi ve bağlılığı içinizi ısıtıyor. Onu seviyor, ve böyle pırıl pırıl bir karakterin, işleyeceği suçu işlemesine neyin neden olacağını merak ediyorsunuz. Çok geçmeden Raskolnikov'un suçunu, kendi deyimiyle "tasarısını" ya da "teorisini" öğreniyorsunuz. Bu suçu işleyeceğini, bu tasarıyı gerçekleştireceğini bile bile yine de "hayır yapmasın" diyorsunuz. Çünkü ona yakıştırmıyor ve böyle bir adamın nasıl böyle bir suçu işleyeceğine akıl erdiremiyorsunuz. Raskolnikov suçu işlemeden önce, olaylar ilerlerken Şunu fark ettim. Aslında karar verdiği işten iliklerine kadar tiksinmesine, bunu iğrenç bulmasına rağmen bu tasarıdan vazgeçmiyor. Bir kez verdiği karar ne kadar yanlış olursa olsun onu etkisi altına öyle almış ki, kendini, sanki mutlaka yerine getirilmesi gereken bir ödev gibi bu karara sadık kalmak zorunda hissediyor. Onun bu durumunun, yani verdiği karara körü körüne sadık kalmanın ve dönememenin çoğu insanda görülen bir zaaf olduğunu düşünüyorum. Üstelik Raskolnikov'un bu tasarısını her şeye rağmen gerçekleştirmek için kendince çok güçlü delilleri de var. Raskolnikov, verdiği kararın saçma olduğunu düşünse de çevresinde olup bitenleri sürekli bir sinyal kendisine verilen bir mesaj olarak algılayıp, bu mesaj bana verildiyse bu işi yapmak zorundayım gibi bir zanna kapılarak aldığı kararın artık kendi hükmü dışında olduğu düşüncesi ile bu saçma kararından vazgeçmiyor. (Ne de olsa o, "olağanüstü bir insan" olduğuna inandığı, aslında inanmaktan çok, içten içe bunu istediği için işaret olarak gördüğü şeylerin aslında birer tesadüf birer raslantı olmasına ihtimal vermiyor.) Raskolnikov tasarısını uygulamaya koyduğu anda ise hiç beklenmedik şekilde Lizaveta'da bu tasarıya dahil oluyor ve zavallı, ezilmiş, acınası ama en önemlisi iyi bir karakter olan Lizaveta'nın da bu tasarıya dahil olmuş olması Raskolnikov'a karşı olan son sempati kırıntısını da silip süpürüyor. Kurgunun devamında raskolnikov'un paranoyaları, takıntıları çok güçlü işlenmiş. Her şeyden herkesten kuşku duyuyor, yaptığı şeyin ağırlığını ise kaldıramıyor ve hasta olup yataklara düşüyor. Bütün kuşkuları içinde en üzücü olan kısım ise bence annesi ve kız kardeşiyle konuşurken "sanki korkuyorlar benden" diye içinden geçirmesi. En sevdiği insanlarla bile artık arasında bir duvar varmış, artık onlardan uzaklaşmış gibi hissediyor. Oysa bu hissi onlar daha kendisinin işlediği suçu bile bilmezken kendi içinde yaşıyor. Kurgu boyunca yakalanmamak için büyük çabalar harcıyor. Onun vicdan azabını değil, yakalanma korkusunu okuyorsunuz sayfalar boyu. Ayrıca düştüğü bu, hastalık yarı delilik durumu ise kendine kendine daha çok kızmasına sebep oluyor. Çünkü teorisindeki olağanüstü insanlarda böyle zaafiyetler olmadığına göre, kendisi bu duruma düştüyse bu onun apaçık şekilde o olağanüstü insanlardan olmadığını gösteriyor. Kendi düşüncesine göre, altı üstü bir deney yaptı, teorisinin işleyip işleyip işlemediğini görmek istedi. Genel toplum yararını sağlamak için bazı insanların (olağanüstülerin) bazı çok uç konulara hakkı olduğuna ve bunu yapmaları gerektiğinde başka insanları ( bitleri) ezebileceğine inanıyordu. Bu teorisini deney ve gözlem yoluyla görmek içinse genel toplumdan ziyade önce kendi yararını sağlamak için bir biti ezdi. Ama ne yazık ki o, " olağanüstü"lerin dirayetini gösterememiş, sakinliğini koruyamamış, bir işi becerememişti! Raskolnikov'u yakalamak isteyen sorgulama Yargıcı Porfiri karakterini çok başarılı buldum. Raskolnikovla kurduğu diyaloglarda işlenen suç psikolojisi çok başarılıydı. Okurken ben bile gerildim. Birçok kez Raskonikov'dan daha akıllı olduğunu ispat etti ve Raskolnikov da kurguda bunu fark etti. Söz gelimi sohbet ederlerken "az önce de söylediğiniz gibi" diye bir ifade kullanarak Raskolnikov'un aslında kullanmadığı bir cümle kuruyor. Ama bu öylesine sıradan ve basit bir konu ki söylemiş olması ile söylememiş olması arasında hiçbir ehemmiyet yok. Oysa asıl amaç başka! Porfiri, bu sayede zaten hastalıklı ve duyguları karışmış Raskolnikov'u ağzından bir şey kaçırıp kaçırmadığı konusunda şüpheye düşürüp tedirgin etmeyi ve köşeye sıkıştırmayı hedefliyor. Kurgu sonuna kadar Raskolnikov'un pişman olmasını, vicdan azabı çekmesini istiyorsunuz. Çünkü kötü bir iş yapmış olmakla genel hatlarıyla iyi bir karakter çizilmiş Raskolnikov'a. Ama son sayfalarda pişmanlık duyduğu şeyin yaptığı iş değil de onun bunu yapmaya hakkının olmayışı olduğunu görüyorsunuz. Fark ettiği ve acı çektiği tek şey onun o olağanüstü insanlardan çıkmamış olması. Cezasını çekerken acı çektiği şey ise sadece teoriyi ıskalamış olduğu için bu duruma düşmüş ve hayatının mahvolmuş olması ve birazcık huzur bulabilmek için verilen cezayı kabul edip onunla uzlaşmak zorunda olduğunu hissetmesi. Teorisi de boşa çıktığına göre hayatının da bir değeri olduğunu düşünmüyor. Mutlu veya iyi olmak için çabalamıyor. Diğer mahkumların yaşam için duydukları hevesi yadırgıyor. Gökyüzünden, çalıştırılmaya götürülürken yolda gördükleri ormandan, çalılıklardan duydukları kuş seslerinden mutlu olmaları ona çok tuhaf ve anlamsız geliyor. Bir teorisi olmadan "Yalnızca var olmak için yaşamak" düşüncesi ona tahammül edilemez geliyor. Cezası bitse bile mutlu olacağına inanmıyor. Çünkü artık yaşama tutunacak bir sebep, amaç, teori ortada yokken nasıl yaşayabileceğini anlam veremiyor. Pişmanlık duyabilmeyi ve vicdan azabı çekebilmeyi (Aslında kendi teorisini çürütebilmeyi) çok istiyor Raskolnikov. Çünkü pişman olsaydı şu an çektiği cezayı suçunun bedeli olarak düşünür ve her acı çektiğinde aslında bir yandan rahatlardı. Hatta cezasını doldurduktan sonraki hayatı için yaşamak adına ümidi ve bekleyişi de olabilirdi ama pişman olmadığı için ne cezasının bir anlamı vardı ne de cezası bittikten sonraki hayatının. Kitabın son kısmında Raskolikov'un bir nehir kıyısında oturup karşıdaki bozkırda Göçebe çadırlarına baktığı ve onların özgürlüğüne imrendiğini görüyoruz. Kitapta açık açık teorisinin yanlışlığını kabul ettiğine, yaptığı şeyi suç olarak kabul ettiğine yer verilmemiş olsa da burası bize bir ipucu veriyor diyebilirim. Çünkü özgürlüğü önemsemiyordu. Çıkınca da yaşamaya değer bir şey olduğunu düşünmüyordu bunu düşünmemesinin nedeni ise teorisini ispatlayamamış olması ama hala bu teorisine sıkı sıkıya bağlı olmasıydı. Son bölümde özgürlüğe artık özeniyor olması ise zannımca aslında teorisine artık sıkı sıkıya bağlı olmadığına işaret ediyor. Kurgunun kalitesi, başarısı, insan psikolojisinin derinlerine, suç ve suçlu psikolojisinin en kuytu köşelerine nüfuz etmesiyle yadsınamaz bir başarıya sahip "Suç ve Ceza". Suç ve suçlu psikolojisi dışında, diğer karakterler üzerinden verilen birbirinden etkileyici mesajlar, insan ruhuna yönelik tahiller var eserde. Okunması gereken, pişman olunmayacak bir kitap. Eleştireceğim kısımlara gelince; Raskolnikov'un teorisine sıkı sıkıya sarılmasındaki ve haklı olduğuna yönelik inancında en büyük dayanağı, bir bit olarak gördüğü kocakarıydı. Altı üstü bir biti ezmişti. Ama Lizaveta... Onu en derinden sarsacak, ona vicdan azabı yaşatacak kişi Lizaveta'ydı. Lizaveta'ya beklediğim kadar yer verilmediğini düşünüyorum. Raskolnikov iyi bir insansa, ki bir çok yerde bunu görüyoruz, Lizaveta kaynaklı vicdan azabı ve eziyet çektiğini daha net görmek isterdim. Raskolnikov'un, olağanüstü insanlar teorisinde örnek olarak gösterilen isimlere sıra gelince: Sayfa 323 de " En eskilerden başlayıp, Likurg, Solon, Muhammed, Napolyon ve sonrakilerle sürüp giden insanlığın tüm kurucularının, yasa koyucularının, başka hiçbir nedenle değilse bile, yalnızca yeni yasalar koydukları, böylece de toplumun kutsal saydığı, babadan kalma eski yasaları çiğnedikleri için, ayrımsız hepsi birer suçluydular. Doğaldır ki, bunların hepsi amaçlarına yardımı olacağına inandıkları anda kan dökmede ( hatta bazen eski yasalara bağlılık duymaktan başka hiçbir suçu olmayan, tümüyle suçsuz insanların kanını dökmede) duraksamamışlardır. Hatta çok ilginçtir: Bu iyiliksever, bu kurucu, yasa koyucu insanların çoğu büyük birer kan dökücüdür." Sayfa 343. " Acaba dünyada bundan daha dehşet verici bir şey var mıdır? Ne alçaklık! Ne bayağılık! Atının üzerinde yalınkılıç nara atan 'peygamber'i ne güzel anlıyorum: Tanrının buyruğu bu, ey 'titreyen yaratık' ( Puşkin'in Kur'an'ı taklit şiirinden) boyun eğ! Bataryasını sokağın ağzına yerleştirip, herhangi bir açıklama yapmayı bile gerekli görmeden ve suçlu suçsuz demeden ateş açan 'peygamber'in çok, ama çok hakkı var. " Gibi örnekler verilmiş. Dostoyevski'nin, hakkında kesinleşen idam kararı iptal olup da Sibirya sürgününden döndükten sonra daha koyu bir Ortodoks Hristiyan milliyetçiliğine büründüğünü biliyoruz. O dönemlerde kaleme aldığı bu eserinde ise İslamiyet ve Peygamberimizin nasıl dışlayıcı ve aşağılayıcı bir "oryantalist" bakış açısıyla ele alındığını da burada tüm çıplaklığıyla görmüş olduk. Kitabı okurken son derece hayal kırıklığı yaşadım. Böyle büyük ve başarılı bir yazarın kaleminden dökülen bu ifadelere ve iftiralara inanamadım! Bunların sadece Raskolnikov'un yanlış tutum ve yargıları olarak aksettirilmiş olma ihtimaline dayanarak titizlikle okumaya devam ettim ama kurgu boyunca kabul edilmeyen ve Raskolnikov'un hataya düştüğü kabul edilen tek konunun yalnızca onun "olağanüstü insanların, kan dökme hakkına sahip olduğu" yönündeki inancı olduğunu gördüm. Yani bu insanlar kesinlikle o kötülükleri işlemiş, zulmetmiş, masum canları kendi emelleri uğruna öldürmüş bu doğru ama Raskolnikov'un, onların bunu yapmaya hakları olduğuna inanması yanlış! Napolyon gibi zulmettiği ya da masum canlara kıydığı tarihsel gerçeklikle bilinen bir karakterle, sevmediğin İslamiyet'in asil Peygamberini aynı potada eritmeye çalışmak! Bir gerçekle bir iftirayı karıştırıp okuyucuya servis etmek! Kitaplarındaki ve kalemindeki başarısını takdir etmekle, bu tutumundan iğrendiğimi de belirtmek isterim. Okuyup okumamak sizlere kalmış..
1000Kitap
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194bin okunma
·
325 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.