·240 syf.····Okunma: 08 Nisan 2026 15:48 Ne desem bilmiyorum, nasıl ifade etsem bu eseri? Ne söylersem söyleyeyim sanki az gelecekmiş ve hakkını veremeyecekmişim gibi hissediyorum.
Yıllar önce okumustum ilk olarak. Simdi tekrardan okumak ve bu vasıtayla burada bu esere dair bir inceleme bırakmak istedim.
Kitap bir Uygur masalıyla başlıyor. Aşk lanetine kapılmış ve hayatı boyunca hatta öldükten sonra bile ızdırabını çeken Burkay'ı görüyoruz ilk olarak. Ardından bir atlama oluyor ve cumhuriyet dönemine, Selim Pusat'ın hikayesine geliyoruz. Hüseyin Nihal Atsız'ın yarattığı Selim Pusat karakteri aslında kendisinden o kadar fazla şey taşıyor ki. Asker olan ve bir iftiraya uğrayarak hapise giren Selim Pusat 3 yıl sonra masumiyetini ispatlayıp özgürlügüne kavuşsa da her seyden cok sevdigi meslegine, meslekten öte bir hayat felsefesi, yaşama bicimi olarak gördüğü askerlige geri dönemiyor. Bunun üzerine birde kendisiyle aynı kaderi paylaşmış olan arkadaşı Şeref'in intihar etmesiyle asıl hikayemiz başlıyor diyebiliriz.
Adeta yaşayan bir ölü olan Pusat'ın zihnini meşgul eden bazı şeyler var. Prenses Leyla Mutlak, Güntülü, Yek ve sürekli ortaya cıkan arkadaşı Şeref...
Aslında Leyla Mutlak melek, Yek bir şeytandı. Şeref ise Pusat'ın 'temiz' ,aşka bulaşmamış, yalnızca asker olan ve doğru yolu gösteren tarafı, şerefiydi...
Peki Güntülü?
Ne kadar sert görünümlü biri olursa olsun yüzünde gülümsemelere sebep olan, zihninden ve hayalinden çıkaramadıgı, şiirler yazdığı, kendisinden 25 yaş küçük yasak aşkı...
Kitap boyunca Pusat'ın iç dünyasındaki çatışmaları görüyoruz aslında.
Ve kitabın başında anlatılan lanetin devam ettiğini, Burkay olarak degil bu kez Pusat olarak şekil degiştirdiğine tanık oluyoruz.
O kadar, ama o kadar güzel, adeta büyülü bir kitaptı ki. Ikinci kez okudugum halde yine uzun süre tesirinden cıkamadım. Hele o mahkeme sahnesi neydi öyle!!! Sadece o kısım için bile okumaya değer kesinlikle. Ayrıca Atsız'ın ic dunyasini anlamak istiyorsanız da kesinlikle gerekli.
Lutfen okuyun.
Vâr ol Atsız!