SIFIR NOKTASI 3 #kitapyorumu
"Sen... beni ne olarak görüyorsun?" diye sordum birden, zaman zihnimden daha ağırdı. "Ben neyim ki?"
"Bir süredir hayatıma ait olan en önemli hazine."
Gün Aksa Alatan, Boris ile olan karmaşık ilişkisinin gölgesinde, geçmişin karanlık sırları ve örgütün kanlı planları arasında sıkışıp kalıyor. Sadece bir aşk ya da intikam hikayesi okumuyoruz. Örgütün kanla beslenen, görünmeyen yüzüne de odaklanıyoruz bu defa. Geçmişe dair sırlar ortaya çıkıyor ve bunlar oldukça karanlık.
Serinin ikinci kitabından sonra üç için beklentim çok yüksekti hem artık finale doğru gittiğimizden gizemli kalan sırlar ortaya çıkacaktı hem de Gün ve Boris'i daha romantik sahnelerde okuyacak olmam. Boris Karalav'ın o kendine has, sınırları zorlayan tavrı... Alatan’ın inadı karşısında bile geri adım atmaması her sahnede nabzımı yükseltti.
Ortalık iyice karışıyor. Kaosun tam ortasında, ölümle burun burunayken duyulabilecek en güçlü itiraf geliyor Boris'ten. Yanında Aksa var ve onun zayıf noktası hâline geliyor 'önceliğim her zaman sensin' diyor ona. Bu ikilinin arasındaki o gerilimli çekim beni her sayfada biraz daha içine çekti.
Geçmişten Sergen ve Turgut sahneleri olaydı. Sergen'in o gözü kara, kural tanımaz halleriyle Turgut’un söve söve onun peşinden gitmesi... Aralarındaki o birlikte ölürüz kafası çok iyi yansıtılmış. Dostluk mu yoksa delilik mi belli değil. Sonlara doğru öyle ağır öyle ters köşe yapacak sahneler okuyoruz ki ciddi şok oldum hatta sarsıldım. Aklımın ucundan bile geçmeyen şeyler öğrendim. Kaderin bu kadar acımasızca örüldüğü çok az sahne vardır. Bir yangında Turgut’un o geceki fedakarlığının bedelini yıllar sonra bu kadar ağır ödeyeceğini kim bilebilirdi ki? İyilikle başlayan bir bağın bu kadar yıkıcı bir sonla noktalanması çok sarsıcıydı. Dört gelene kadar serinin tartışmasız en iyi kitabıydı. Şiddetle tavsiye ediyorum.