Başlığıyla oldukça dikkat çeken bu kitap, aslında yazar Baek Sehee’nin depresyon ve anksiyete ile mücadelesini, psikiyatristiyle yaptığı terapi seansları üzerinden anlatan yarı anı yarı kişisel gelişim türünde bir eser. Kitap boyunca yazarın terapistiyle yaptığı konuşmaları ve bu konuşmalar üzerine kendi düşüncelerini okuyoruz. 
Kitabın en güçlü yanı samimi olması. Yazar, zihnindeki karmaşayı, kendine yönelik eleştirilerini ve günlük hayatta yaşadığı küçük duygusal çöküşleri oldukça açık bir şekilde anlatıyor. Özellikle modern hayatın yarattığı baskı, sosyal medya kıyaslamaları ve sürekli “yeterli değilim” hissi gibi konulara değinmesi birçok okurun kendinden bir şeyler bulmasını sağlayabilir.
Ancak benim için kitap beklentinin biraz altında kaldı. Başlığı çok güçlü ve merak uyandırıcı olsa da içerik aynı etkiyi yaratmıyor. Terapist ile yapılan konuşmalar çoğu zaman yüzeysel kalmış gibi hissettirdi ve bazı çıkarımlar oldukça basit geldi. Daha derin psikolojik analizler veya daha güçlü bir anlatı bekliyordum.
Ayrıca kitap oldukça kısa ve parçalı bir yapıya sahip olduğu için okurken bazen düşünceler tam olarak derinleşmeden bitiyormuş hissi oluştu. Bu nedenle kitap, “derin bir psikoloji kitabı” olmaktan çok kısa notlar ve terapi sohbetleri derlemesi gibi duruyor.
Yine de tamamen kötü bir kitap olduğunu söylemek zor. Akıcı bir dili var ve özellikle psikolojik süreçlere yeni ilgi duyan okurlar için başlangıç niteliğinde olabilir. Fakat büyük beklentilerle okunursa hayal kırıklığı yaratma ihtimali yüksek.
Kısacası; ilginç bir fikir ve samimi bir anlatım var ama içerik olarak çok güçlü bulmadım. Okunabilir ama benim için ortalama bir kitaptı.
Baek Se-heeÖlmek İstiyorum ama Tteokbokki de Yemek İstiyorum