·88 syf.····Okunma: 09 Nisan 2026 16:11 Kitap hakkında ne hissedeceğimi bilemiyorum. Başta tabi ki garipsedim, ara ara güldüm, sonra üzüldüm, bir ara böcekle empati yaptım :) sonra kafam karıştı ardından yine üzüldüm.
Kurgunun başında Gregor kötü rüyalar gördüğü bir gecenin sabahında kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buluyor. Ve kısa süreli bir şaşkınlıktan sonra işini, müdürünü, işe geç kalınca olacakları düşünmeye başladığı bir telaş içinde buluyoruz onu. Yani durum bu iken sanki daha önce düşünüp telaş edilmesi gereken şeyler varmış gibi geldi bana ama sen bilirsin Gregorcuğum O haldeyken işine geç kalma telaşı duyması dışında kurgunun geri kalanı, her ne kadar başlı başına absürt bir konu olsa da , daha gerçekçiydi diye düşünüyorum.
Ailenin bir ferdi bir anda dev bir yaratığa dönüşüyor. Her ne kadar onun aileden biri olduğunu bilseler de karşılarındaki bu yaratıktan korkmaktan ve iğrenmekten kendilerini alamıyorlar. Bir süre onu anlamaya, rahat ettirmeye çalışsalar da zamanla varlığından rahatsızlık duymaya başlıyorlar. Odası artık ıvır zıvırın atıldığı bir ardiyeye dönüştürülüyor va kapısı da iyice kilitleniyor.
Böceğe dönüşmüş bir insandan bahsediliyor ama insan gerçek dünya ile kıyasladığında bir çok benzerlik bulabiliyor "Dönüşüm"de. Şöyle ki: Gregor normalken ailede hiç kimse çalışmıyor ve hepsi onun elinden geçiniyor. Ama artık iş göremez ve bakıma muhtaç bir hâle geldiğinde tahammül edilemez oluyor. Bir süre sonra odası bile özel alanı olmaktan çıkıyor. İnsanların kendi aile fertlerini veya hayırsız evlatların kendi anne babalarını işleri düştükçe sömürüp, onlar yardıma muhtaç olduklarında, hastalanıp yataklara düştüklerinde ise nasıl gözden çıkardıklarını anımsattı bu bana. Ama şunu da belirtmek isterim kitapta anlatılan aile için kötü ve gaddar bir aile bir profili çizilmememiş. Karşılıklı iki taraf için de empati kurulduğunda işin içinden çıkılamayan bir durum çizmiş Kafka. Hadi kuşa, kediye dönüşse neyse; kımıl kımıl bacaklı, kabuklu bir yaratığa dönüşmüş birini insan kendi ailesinden bile olsa sevip okşayabilir mi? Onunla aynı tabaktan yemek yiyebilir mi? Gerçekten her olay ve durumla kolay kolay empati kurabilen biri olarak bu kurgu beni allak bullak etti. Acaba Kafka bu hikayeyi ne düşünerek neyi amaçlayarak yazdı, gerçekten çok merak ediyorum. Bu kadar sıradışı bir olayda yansıtılan duygular ancak bu kadar hissettirilebilirdi.
Kurguyu severek okudum ama olayların akışını takip ederken, neden bu duruma düşmüş olduğu sorusu da zihnimi tırmaladı durdu. Buna cevap alamamış olmak dışında kitabı çok sevdiğimi söyleyebilirim.
Son olarak, bir kabuklularla empati yapmadığımız kalmıştı :)