Sevda’nın yaşadıkları içimi parçaladı. Yeri geldi ağladım yeri geldi sövdüm… Bu kaşar da olmaz artık dedim, gerçekten de bunların hepsini yaşadı mı diye meraklandım. Bir insanın çilesi hiç mi bitmez? Kocasından ayrı kayınvalidesinden ayrı eziyet çekti Sevda… Yalan bir dünyanın içinde yaşamaya devam etti. Ne annesini görebildi, ne babasını ne de başka bir akrabasını… Hiçbir şey hatırlamıyordu ama neredeyse her gece rüyasında ona seslenen birini duyuyor ama yüzünü bir türlü göremiyordu. Söyledikleri gibi kötü bir kadın mıydı yoksa hayatının tamamı bir yalanın içinde miydi? İlk kitabın sonunda Sevda trafik kazası geçiriyordu ve orada bitiyordu. İkinci kitabımızda Sevda artık hafızasını kaybetmiş durumda ve hiçbir şey hatırlamıyor. Gözlerini Yunanistan’da açıyor ve sadece gençlik yılları ile alakalı hatıraları var onun dışında hiçbir şey hatırlamıyor. Ne arkadaşlarını ne de her gece rüyasına giren o gamzeli adamı… Geçmişinde kalan biri mi yoksa izlediği bir filmden ya da kitaptan mı böyle rüyalar gördüğünü bilemiyor Sevda. Bir gün Uras evlerini buluyor ve Sevda evli bir kadın olduğunu öğreniyor ama böyle bir adamla nasıl evlenirim diye de düşünmeden edemiyor. Ondan gizlenen şeyler olduğunun farkında fakat hiç kimseyi konuşturamıyor. Herkes ondan bir şeyler saklıyor. Çektiği eziyetlete rağmen sapasağlam duran bir Sevda var karşımızda, her şeye rağmen hayata tutunan bir kadın… Bir de Barlas var tabii… Sevda’ya üzüldüğüm kadar ona da üzüldüm. Sevdiği kadının çektiği eziyete mi üzülsün, onu hatırlamadığına mı yoksa artık kardeşinin karısı olmasına mı? Harika bir kitaptı. Olayların gerçek hikayeden esinlenerek yazılmadı ayrı bir duygulandırdı beni. Acaba ne kadarı gerçek ne kadarı kurgu diye düşünmeden edemiyorum. Tavsiyemdir.