SUÇÜSTÜ/Hüseyin Akın
Karabatak Dergisi
bir adamı borcu için öldürmüşler
tam o anda bir çiçekçi dükkanının önünden geçiyorum
adamın eşi onu yıllar önce bırakıp gitmiş mi ne
çok çiçek var kırmızı, pembe, sarı. ben en siyah olanını seçiyorum
Ispartalıymış, emekli olmak için uğraşıyormuş İski'den
siyah çiçekler şu sıralar çok rağbette diyor çiçekçi kadın
eşi bilmese de adam da çiçek satıyormuş eskiden
yirmi yetmez diyor beş lira daha istiyor toprağı senden diyor
günü geçmiş bir gazeteyle örtmüşler adamın üstünü
çiçekçiden çıkarken bir anda akşam oluyor, işçiler dağılıyor
ölmüş bir adamı ne diye gazeteyle örterler diyorum içimden
elimde çiçek tam geçerken atatürk büstünü
arkadaşın biri katilin yakalandığı haberini veriyor internetten
bu siyah çiçeklere antoryum mu gülhatmi mi diyorlarmış yalan olmasın
akbilini doldurmuş karşıya geçmek için adam tam on dakka evvel cinayetten
İyi de toprağı nereden bulacağız bu çiçeği yaşatmak için
adamın başında yere kapaklanmış kadın maktulün annesi olmalı
toprak bulduk diyelim, sonra bunun güneşi, suyu...
şimdi kurdeleyle çeviriyor polis ölümün etrafını
ben bu gülü niye aldım üstelik siyah, bunun bir izahı yok
olay yeri inceleme alanında ölüm ve hayat seçiyor tarafını
insan bir şeyler söylemek için hayata dair yaklaşır çiçekçilere
o siyah pardösülü adam tam ortasında durdu ölümün galiba savcı
giderken 'yine bekleriz' demedi hiç, o çiçekçi kadında kaldı aklım
iki kadın konuşuyorlardı, kuyumculuk yapan bir oğlu varmış adamın çemberlitaşta
neyse dedim, dünya böyle; kimimize toprak lazım, kimimiz toprağa lazım
ne de olsa yaşamak için vuruşanlar ölür bu meydanda bu savaşta
ölen adamın avuçlarında sımsıkı tuttuğu yıpranmış kağıt beş lira
en kötüsü, bu çiçeği ben şansıma küsüp talihimin yakasına takarım
öldürülmüş adamların hala işleyen bir saatleri olabiliyor kollarında, garip
bir de şu var, eve gittiğimde 'bu çiçeği nerden buldun' derse karım..
önce saatini çıkardılar sonra takma dişlerini, adam kurtuldu ağırlıklarından
saat yediyi yirmi beş geçiyordu ve havanın karardığı fark edilmiyordu çiçekten
şimdi oturma odasında dünyanın freni patlamış bir cenaze arabası
yok, bulamadım dünya gibisini, dolaştım bütün oyuncakçıları
benim çiçek aldığım yerde kaşkol örüyordu bir kadın torununa
şimdi hatırladım öldürülen adamın bir de ölmeyen kardeşi vardı trafikten
bir yerlerde birileri hiç yoktan ölüyorsa bunda çiçekçilerin de suçu vardır.
adamı çelenge ve ağıtlara sardılar borç yüzünden öldüğü anlaşılmasın diye
bilmeden kanatır hayatı her çiçek soldurur ömrün yapraklarını
bir adamdan bir ömrün üşüyen dalları kalır geriye
yürüyoruz, bir sürü yaralı kuş, yaralı çiçek geçiyor önümüzden
adamın vurulup düştüğü yerdeki kanı yıkıyor temizlikçiler, kanı yerde kalmıyor.
kan neden kırmızı kanıyor diyorum, gece neden siyah, inerken metrobüsten
destursuz nasıl girer ölümün odasına bir çiçek, benim aklım almıyor. benim aklıma bir çiçek nasıl girer hiç sormadan destursuz,
maktul konuşsun artık, yol ortası, suçüstü; çiçekçi kadın sen sus!