Moya Bey ile tanıştığım kitap. İsmi ve kapağı ilgimi çektiği için almıştım; iyi ki de almışım. Kitap annesi vefat ettikten sonra cenaze ve miras işleri için yıllardır gitmediği ülkesine geri dönen bir tarih profesörünün ülkesine ve ülkesine dair her şeye duyduğu derin “tiksinti”yi anlatıyor. Tüm metin, profesörün bir barda arkadaşıyla konuşuyormuş gibi aktarıldığı uzun bir monologdan oluşuyor. Fazlasıyla yineleme var, ancak yorucu bulmadım.
Kitabı benim için asıl ilgi çekici kılan şey ise yayımlandıktan sonra yarattığı etki. Yazar ölüm tehditleri almış ve ülkesine geri dönememiş. Çünkü kitapta halkın cahilliği, yediği yemekler, eğlence anlayışı, yaşam tarzı—kısacası değer verdiği her şey—çok sert bir dille eleştiriliyor. Daha ilk sayfalardan itibaren bu hissi açıkça görüyorsunuz:
“…gezegende onca yer varken şansıma burada doğmuş olmak bana dünyanın en zalim ve insanlık dışı şeyi olarak görünüyordu, yüzlerce ülke arasında en kötüsünde, en aptalında, en cahilinde doğmuş olmayı asla kabullenemedim, bunu asla kabullenemedim…”
Bunun gibi 80 sayfa hayal edin, şimdi halk nasıl kızmasın? Ama ben Moya’yı hissettim, anladım. 23. sayfada dediği gibi:
“…bir dakika daha dayanamayacağım, tiksintiden, derin ve şiddetli bir zihinsel septisemiden ölebilirim…”
“Zihinsel septisemi”. Bu tabiri çok sevdim. Bazen sizi rahatsız eden bir düşünceyi zihninizde büyüttükçe büyütürsünüz, onu gerçekliğin ötesine taşırsınız. Kendinizi daha da dolduruşa getirirsiniz. Ve eğer bu kısır döngüyü kıramazsanız, o düşünce sizi içeriden zehirlemeye başlar; “zihinsel septisemi” yi yaşarsınız. Üstelik bu farkındalığa sahip az sayıdaki insandan biriyseniz, bunu daha da ağır yaşayabilirsiniz.
Kitabı ve bu tiksintiyi anlamak için biraz El Salvador'dan bahsetmeli. El Salvador dünyaya çeteleri, cinayetleri, yoksulluğu ve ses getiren iç savaşı ile nam salmış. 1980-92 yılları arasında hükümet ile FMLN isimli bir gerilla çetesi arasında cereyan eden bu savaşta toplam 75.000 kişi hayatını kaybetmiş. Ardından bir barış antlaşması imzalanmış ve FMLN bir partiye dönüşmüş. Ancak savaş sonrasında da ülke uzun süre istikrarsızlık, yoksulluk ve çete şiddetiyle anılmaya devam etti.
El Salvador için devran 2019’da dönmüş diyebiliriz. 2019 yılında seçilen Nayip Bukele olağanüstü hâl ilan etmiş. Çete ile resmen savaşmış. 90.000’den fazla kişiyi tutuklamış, öyle ki dev bir hapishane inşa etmek zorunda kalmış. Sonuç: Yıllık cinayet sayısı 2015 yılında 6656 iken, 2023 yılında 154’e düşmüş. İnanılmaz bir şey. Sadece bunun için bile kendisi tebrik edilmeli.
Ancak buna rağmen, izlediğim bazı gezgin videolarında ülkenin hâlâ toparlanmaya çalışan, şehirsel imkânların yanında eğitimsizlik ve yoksullukla mücadele eden bir yapısı olduğunu gördüm. Yani değişim var, ama tam bir iyileşme henüz yok.
Kitabı okurken şunu da düşündüm: Yoksulluk ve sömürge geçmişi olan birçok ülkede benzer politik döngüler yaşanıyor. İnsanın mayasında olan güç ve para hırsı, eğer erdemli bir yönetimle dengelenmezse, ülkelerin kaderi birbirine benzer hale geliyor. Bu nedenle kitap, yalnızca El Salvador’a değil, daha evrensel bir probleme işaret ediyor. Nitekim bazı okurlar, kendi ülkeleriyle kurdukları benzerliklerden dolayı yazara ulaşıp kendi ülkeleri için de bir “tiksinti” yazmasını istemiş.
Son olarak yazarın notuna da değinmek istiyorum. Thomas Bernhard’dan açıkça etkilendiğini, onun kendi ülkesine yönelttiği sert eleştirilerden ilham aldığını ve metni neredeyse onun tarzına yakın bir üslupla kaleme aldığını belirtiyor. Henüz Thomas Bernhard'ın bir kitabını okumadım ama bu kitap sonrası niyetlendim. Keyifli okumalar.