Vanya Dayı: Boşa Geçen Ömrün Sessiz Çığlığı
Çehov’un o meşhur "eylemsizlik" ve "boşa geçmişlik" hissini, gerçekten anlayacaksınız.
Eşim bu akşamki tiyatro oyunu için biletleri aldığında, itiraf etmeliyim ki biraz mesafeliydim. Çehov’un kasvetli tarzı, daha önce okuduğum Vişne Bahçesi ve Süs Köpekli Leydi , gibi eserlerindeki o ağır hava beni hep biraz mesafeli tutmuştu. Ancak dün akşam eşimle Rusça orijinal filmini altyazılı izleyip youtu.be/bQQz__f6cy8?si=..., bu sabah da oyunu okuyunca fikrim değişti. Bu Vanya Dayı çok daha sarsıcı, akıcı geldi bana.
Neden bazı insanlar sadece başkalarının hayatı için yaşar?
Sonya ve Dayısı Vanya… Bir "profesörün" gölgesinde, onun abartılmış itibarı ve konforu uğruna kendi hayatlarını yok sayan iki insan. Taşrada geçen yıllar, verilen muazzam emek ve tüketilen koca bir ömür. Karşılığında elde kalan ise sadece derin bir hayal kırıklığı ve geç kalmışlık hissi.
Emeğin ve "İhtimalin" Trajedisi
Vanya’nın isyanı çok hüzünlü. *"Eğer fırsat verilseydi bir Dostoyevski, bir Schopenhauer olabilirdim"* derken, aslında bir iddiada bulunmuyor; bir ağıt yakıyor. Mesele gerçekten o büyük isimler olmak değil; mesele, insanın içinde taşıdığı o eşsiz potansiyelin, başkalarının bencilliğine hizmet ederken sessizce sönüp gitmesi. Başkaları parlasın diye kendi ışığını söndürenlerin hikayesi bu.
Sevilmenin Adaletsizliği ve Sonya
Sonya, oyunun en kırılgan ama en gerçek karakteri. Sonya'nın sorusu şu: "Güzel olmayan insanların birini sevmeye hakkı yok mu?" Bu soru sahneden çıkıp doğrudan hayatın tam merkezine düşüyor. Herkes gösteriş budalasına döndüğü bu çağda yaşıyoruz.
Sevginin bile bir "şarta" bağlandığı dünyada Sonya’nın çaresizliği, insanı kendi vicdanıyla yüzleştiriyor.
Son Perde: Yaşamak mı, Katlanmak mı?
Oyun bittiğinde geriye o meşhur, ağır cümle kalıyor: "Dinleneceğiz..."
Sonya’nın o final monoloğundaki "sabredeceğiz, çalışacağız ve sonunda dinleneceğiz" tesellisi, aslında bir kurtuluş müjdesi değil; hayatın tüm yükünü omuzlamış insanların hazin bir kabullenişi.
Genç bir oyuncunun bu derin acıyı ve yorgunluğu sahnede nasıl taşıdığını izlemek (youtu.be/F4QI6M6s3M0?si=...) insanı gerçekten sarsıyor. Çok beğendim.
Vanya Dayı sadece bir oyun değil; ertelenmiş hayatların, karşılıksız fedakarlıkların ve en nihayetinde "insan olmanın" en yalın hali.
Çehov’a karşı mesafeliydim ama bu eser tüm yargılarımı kırdı. Özellikle o dönemde; orman tahribatı, ekolojik denge ve çevre sorunları gibi konuların işlenmiş olması müthiş bir ileri görüşlülük. Oyunun bugüne ve geleceğe ışık tutan bir perspektifi var.
Doktor Astrov’un harita üzerinde ormanların yok oluşunu anlattığı o tirat, edebiyat tarihinin ilk çevreci manifestolarından biri kabul edilir.
Evet.. Oyunun sonundaki Sonya'nın o tiradı hap gibi geldi.
"Dinleneceğiz! Meleklerin seslerini duyup gökyüzünün elmas gibi parladığını göreceğiz. Dünyadaki bütün kötülüklerin, çektiğimiz bunca acının tüm evreni kaplayan bir şefkatte boğulup gittiğini göreceğiz. Hayatımız o zaman bir okşayış kadar sakin, yumuşak ve tatlı olacak. Ben buna inanıyorum, kesinlikle eminim bundan... [Mendiliyle Vanya Dayı'nın gözyaşlarını siler.] Zavallı dayım benim, ağlıyorsun sen... [Ağlayarak.] Ömründe bir kez olsun mutluluğu tatmadın, ama sabret biraz Vanya..."
İyi okumalar dilerim.