Gelin ata binmiş ya nasip deriz...İşte Delal ve Şiyar için de durum bundan ibaretti.Delal ata binip düğün evine geldi ama onu karşılayacak bir damat yoktu...Onun nasibinde akıl sır ermez töre kuralları ve bitmek bilmeyen acılar vardı.Ama Delal tüm bunlarla savaşacak güce sahipti.O ; yağmurun gelini idi.Hz.Adem'in oğullarına vasiyeti olan umudun simgesi...
Bana bir kadın olmanın gururunu yaşatan, bir kadının kendi hayatını ve başkalarının hayatını nasıl güzelleştirip şekillendirebileceğini gösteren aslında tüm bunların altında o kadının sevgi dolu yüreği ve cesareti olduğunu ispatlayan ve umut aşılayan çok çok güzel bir kitap okudum.
Kitapta tabi tüm bu güzelliklerin yanında beni sinirlendiren , üzen acı gerçekler de vardı .1950li yıllarda bir sınır köyünde başlayan bu hikayede insanın kaderini belirleyen töre kuralları, fakirlik, cehalet , kibir , dedikodu gibi insana özgü kötü kavramlar da yer alıyordu.
Delal'in tüm güzelliği ve narinliğine inat keçi gibi inadı ve deli cesaretini takdir ettim.Kendi babasının töre yüzünden kızına düşman olması ; kayınpederinin ise onunla gururlanması içimi acıttı. 'Kimin gelini ata binip tüfek kuşanır?"cümlesi beni mest etti ; o gururu ben de yaşadım.Kitapta Delal dışında Mizgin ve Nadire Hanım karakterleri de beğenimi kazandı.
Yazardan okuduğum 4. Kitap oldu.Hepsi birbirinden güzel olan bu kitaplardan "Şahika ve Feraye " isimli kitapta ağladığım gibi bu kitapta da ağladım.Delal ; hafızama kazınan bir karakter olmayı başardı.
Delal'in sevdiği bir çok şeyi geride bırakarak bir bilinmeze çıktığı bu yolculuğu; geçmişini ve sevdiklerini bir an olsun unutmadan yaşamanın ve yeniden sevebilmenin mümkün olduğunu hissettiren bu gerçek hikayeyi sizler de mutlaka okuyun derim.
Yorumumu yazarın şu güzel cümlesi ile sonlandırıyorum:
"Sevmek de öğrenilir.Lakin bir günde olmaz."
Sevgi ve umut dolu yarınlara...