Biliyorsunuz Zweig hep insan ruhunun karanlık köşelerinde dolaşır. Bu sefer farklı bir şey yapmış. Huzurlu bir İngiliz taşrasında geçen, polisiye bir kurguyla sarılmış bu küçücük kitapta kıskançlığı, kibiri, kontrolü olmayan duyguların nelere sebebiyet verebileceğini anlatmış.
Çocuk sahibi olamamış genç bir çift, yalnızlıklarını gidermek için evlerine bir köpek alıyor. Ponto adını verdikleri bu köpek, ailenin hayatını kökten değiştiriyor. Başta çok seviyorlar onu. Aşırı seviyorlar hatta. Ama sonra... bir bebek geliyor. Ve Ponto bir anda "köşedeki eski köpek" oluyor.
Bir anda görünmez olmak, dün her şeyken bugün hiç olmak. Bu duygu sadece köpeğin hissettiği bir şey değil.
Sevgi, sahiplenme, sevgisiz bırakılma, ceza ve cezasızlık, Zweig bunları yoğuruyor. Ve şunu soruyor aslında: Sınırsız sevgi verip sonra o sevgiyi aniden çekersen ne olur? Karşındaki köpek bile olsa bu bir travma değil mi? Bu bir ihanet değil mi?
Katil olduğunu düşündüğümüzü biz mi bu hale getirdik acaba?