Bazı kitaplar bir olay anlatmaz; bir duygu hâlini anlatır. O Muydu? da tam olarak öyle bir hikâye.
Zweig bu hikâyede bir köpeğin sessiz sadakatiyle bir insanın bastırılmış, karmaşık iç dünyası arasındaki ince çizgide dolaşır.
Bir hayvanın bakışı, bir insanın sözlerinden çok daha gerçektir bu kitapta. Çünkü insanlar duygularını kelimelere sığınarak gizlerken, hayvanlar bütün içtenlikleriyle — gözleriyle — konuşur.
Hikâyenin atmosferi görünürde sakin, ama altı kaynayan bir deniz gibidir. Her şey yüzeyde sessiz görünür; oysa o sessizliğin içinde suçluluk, sezgi, korku ve merhamet birbirine karışır.
Birine aşırı ilgi gösterip sonra tamamen geri çekilmek — karşısındakini hem şımartmak hem de yok saymak — bu, sadece bir hayvanın değil bir insanın da ruhunu bozar.
Köpeğin davranışını "delilik" gibi görmek kolaydır; ama asıl delilik, ilgiyi bu kadar kolay değiştirebilmektedir.
Bu sessiz çatışma boyunca o köpeğin bakışı, fark etmenin anlamsızlığında kaybolur. Bir çıkış yolu arar.
Kaybetmek her zaman ölmek değildir; insan kendi duygularına kapılıp karşısındakini göremeyecek kadar körleştiğinde, en büyük kaybını yaşar.
Hikâyeyi okurken anlatıcının sesinde bastırılmış bir suçluluk hissedilir — söylenmeyen ama sayfaların arasına sinmiş bir vicdan titreyişi.
Belki de asıl trajedi ne köpekte ne insanda; sadece hatırlamanın ağırlığında gizlidir.
Çünkü bazı olaylar yaşanıp bitmez — bir bakış, bir sessizlik, bir eksiklik hâline gelir; yıllar geçse de içten içe sızlar.
Zweig burada, kelimelere sığınmadan da her şeyin anlatılabileceğini gösterir.
Kitap bittiğinde, ne cümleler kalır akılda ne de olaylar; sadece o sessiz bakışın içindeki suçluluk, intikam ve fark ediliş yankılanır.
Belki de bu yüzden O Muydu?, bir hikâyeden çok bir iç hesaplaşma gibi okunur — insanın kendi vicdanına