Aşırı sevgi gösterisi ve sahiplenme bazen kötü müdür? Bu sahiplenme insanı boğar mı? Peki, ya bu sahiplenme bir köpekse, onda nasıl bir etkisi olur? Bir köpek, bir köpek gibi değil de bir efendi gibi hissetmeye başlarsa çevresindekilerden kölelik talebinde bulunur mu ? Limpley ailesi ve komşularının anlatımını okuduğumuz bu hikayede "Ponto" ana karakter aslında. Aşırı sevgi hayvanları bile nasıl etkilediğini anlatılan güzel bir yazı... O muydu, sevgi,sahiplenme,sevgisiz bırakma, ceza-cezasızlık gibi kavramlar etrafında dönen derin bir duygu sorgulaması .. Stefan zweig okumaya devam...Stefan Zweig
O muydu?Stefan Zweig · Zeplin Kitap · 20186,7bin okunma
Stefan Zweig okumayı özlemişim. Yazarın okuduğum 20. kitabı oldu. Art arda bir sürü kitabını okuyunca yazarı okumaya ara vermiştim bu kitabın da güzel olduğunu duyunca okumak istedim ve tarzını tekrar hatırladım. Kitap güzel.
O muydu?Stefan Zweig · Zeplin Kitap · 20186,7bin okunma
Merhaba 1K okurları!
Kitapdaşımla kitap okuma etkinliğinden bir kitap daha geride kaldı. Geride bıraktım da, aklımdan çıkacak mı, ona emin değilim.
İnsan gözünü hayata açtığı günden sevgiye ve kaygıya muhtaç doğar. Yaşamı boyunca ilgi bekler. Bazen de sevgimizi verecek birilerine ihtiyaç duyarız.
Eşini çok seven bir erkek düşünün. Ona hayran. O kadar çok seviyor ki sevgiye boğacak haberi yok. (Tanıdık hiss) peki eşi bundan ne kadar memnun? Sevilmek güzel, ama bazen aşırı sevgi boğar. Deniz misali. Sen seviyorum sanarsın, oysa öldürüyorsun.
Bir de komşusu var bu ailenin. Hikaye komşunun dilinden bizlere aktarılıyor. Komşusunun aşırı sevgisini başka bir yere çekmek için bir köpek yavrusu hediye ediyorlar ona. O napıyor? Aşırı sevgisiyle her gün biraz daha şımartıyor sevimli köpeğini. Eşi mutlu, çünkü boğulmaktan kurtulmuş. Ama bir gün bu ailenin bir yavrusu, evladı dünyaya gelirse ne olur? İşte bütün hikaye bundan sonra başlıyor.
Ben hikayeyi okumayı size bırakıp dikkati bir başka tarafa çekmek istiyorum.
Neden sevilince şımarır ki bir can? Buradaki köpek sadece bir seçim. Biz onu insan diye düşünelim. Birini aşırı çok seviyorsanız, dikkat edin. Ona olan sevginizle zarar vermiş olursunuz. Ama ona değil, kendinize. Çünkü bir gün o sevginin odağı değişirse size bilenir. Eski konumunu geri ister. İntikam peşine düşer. Tabii bu yalnız kibir sahiplerine aittir. İntikamdan vazgeçmek ise erdem ister. Birine zarar verebilecekken, onu kendinden bile korkuyorsan sen insansın. Ama duygularına yenik düşüyorsan, işte bu hikayedeki köpekten farkın yoktur. Acımasız oldu ama, hikayenin bende bıraktığı izlenim bu yönde.
Bir diğer dikkatimi çeken konu da, eğer sevgini doğru şekillendiremeyeceksen ne diye hayatına alıp mahvediyorsun? O seni seçmedi değil mi, sen onu seçtin. O zaman
Zweig yine hemen her kitabında olduğu gibi az ve öz yazmış. Kitap oldukça güzeldi. Kitabın içeriğinden bahsedecek olursak kitabın baş karakteri Ponto adında bir köpek. Ve tüm olaylar ve psikolojik tahliller bir köpek üzerinden anlatılıyor ve bu Zweig' a bir daha hayran kalmamı sağladı.
Köpek üzerinden anlatılan ölçülü davranma aslında tüm kitabın özeti. Bir insan tarafından köpeğe verilen aşırı ilginin köpeği nasıl bir canavara dönüştürdüğünü okuyoruz. Ve aslında Zweig küçük gibi görünen ama oldukça önemli gerçekleri yüzümüze adeta soğuk bir su gibi çarpıyor.
Oldukça keyifli bir kitaptı. Hoşuma gitti tavsiye ediyorum.
Kitaplarla kalın :)
Zweig’in yine bir çırpıda okunan kitaplarından biri. Her şeyin fazlasının zarar olması gibi sevginin de fazlasının zarar olduğu anlatılmış kitapta. Yalnız sevginin fazlalığı değil söz konusu olan. Söz konusu şey sevginin devamlılığı. İlgi gösterilen bir canlının o ilgi kesildiği anda bunu takıntı haline getirmesi. Bu insan, hayvan ve ya bir bitki dahi olsa canlıda yıkıcı etkiler yaratacaktır.
Kendini yalnız hisseden insanlar kedilere,
Kendini güvende hissetmek isteyenler de köpeklere sığınırmış.
Bu kitabı okuyup bitirinceye kadar ne de çok severdim köpekleri. Şimdi öyle mi?
Allah senin belanı versin Ponto,
Zaten isminde de hayır yok..
Ne o Fiat Punto araba markası gibi. O arabaları da zaten oldum olası sevmedim, seni de sevmedim Ponto..
VOLVO dururken kim napsın Fiat Punto 'yu. Hoş ne Volvom ne de Fiat Puntom var..
Neyse.. Mesele tabi ki araba değil.. O edepsiz, cibiliyetsiz Ponto' nun yaptıkları...
-Ne yapmış be Ponto, ne bu şiddet ne celal dediğinizi duyar gibiyim.
Kitabı bi okuyun bana hak vereceksiniz.
Sen bi elime geç, sana napacağmı biliyorum.
Senin gibi soysuz İti Çin'e gönderip, onların sofrasına meze etmezsem nolayım.
Mübarek o Çinli'lerde ne bulsa yiyor.
Tamam her şeyi yiyin ama bari ama o lanet ellerinizi Soydaşlarımız olan Uygur Türklerimizin üzerinden çekin.
Mübarek Cuma sabahı nerden okuduysam bu kitabı.. Ulan Ponto....
O muydu?Stefan Zweig · Zeplin Kitap · 20186,7bin okunma
Bir çırpıda okunabilecek,insanı meraklandıran,sürükleyici bir dille anlatılmış.Kitap bitince 'vay be' dedirtiyor insana.Herşeyin fazlasının zarar olduğunu bir kez daha görüyoruz bu hikayede...
50-60 sayfalık sayfa olarak az içerik olarak çok sarsıcı bir öykü.Başta kendisine gösterilen sevgiden bir aileyi hükmü altına alan bir köpek daha sonra bu ilgi başka bir şeye yönelince nasıl bir canavara dönüşür, okuyun derim.
O muydu?Stefan Zweig · Zeplin Kitap · 20186,7bin okunma
Bana göre Stefan Zweig insan duygularini tahlil edip okuyucuya yansıtan en iyi yazardır. Bu kitabında ise bir hayvanın duygu ve düşüncelerine değiniyor, bu nedenle diğer kitaplarından ayrılıyor diyebilirim. Farklı bir kitaptı, oldukça akıcı ve kısa bir hikaye.
O muydu?Stefan Zweig · Zeplin Kitap · 20186,7bin okunma
Yorgunluktan ölüyorum. Yinede bu kitaba yazmazsam aklım kalır. Kaçıncı kez okuyorum gerçekten bilmiyorum. Bu seferde tüylerim diken diken okudum. İnsan bilerek okuyunca daha bir geriliyor bu tip kurgularda. Yorumun afili kısmını babam yaptı ama buraya yazamayacağım kadar özel. Kitabı babama okudum. Yani aslında benim için zor bir okuma oldu çünkü ben okurken hakikaten triplere giriyorum. Okuduğum yerde tıpkı basım benim gibi hissetmediğini anladığım an bırakmak istiyorum. Bunu taa ilk okul sıralarında kitap anlatırken hissederdim. Neyse ki babam cık cıkları bol bir adamdır. Demek ki bu huyum ona çekmiş. Duygularımızı hep had safhada yaşarız. Net.
Bir köpeğin duygu değişimini gözlemlemek bizim için tabii ki çok zordu. Ailece evcil hayvan kotamız hiç öyle kabarık değildi. Çat pat diyelim her zaman. Severiz. Beslemek zor iş. Bir köpeğin dostluğu kadar düşmanlığını da hesaba katmak gerektiğini öğrendik. Her kim olursa olsun, sevgisizliğin nelere yol açabileceğini hâlâ şaşkınlıkla idrak etmeye çalışıyoruz. Oysa dünyada yaşanan bir çok kötülüğün sebebi sevgisizlik, sembolü ihanet. Kitabı bu kez okurken çok daha kötü hissettim. Çünkü şu an canımdan çok çok çok sevdiğim bir . Allah tüm bebekleri, çocukları korusun. Amin.
Asla ve asla böyle bir son beklemiyordu babacığım. Üzüldük mü? Çok. Ama daha çok şaşırdık diyelim.
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.