Kitabın ortalarına kadar Irene’nin kaçtığı kadının bir halüsinasyon olduğunu aslında kendi vicdanının sesini bastıramadığı için zihninin ona oyun oynadığını düşünmüştüm. Daha sonrasında kocasının sürekli bağışlayıcı biri olduğunu vurgulaması, ona suçlayıcı bir biçimde değil de şefkatle yaklaşması fikrimi değiştirdi. Kitap boyunca belirli noktalarda kendimi buldum; aidiyetini kaybettiğinde, yabancılaştığında, geçmişindeki kişiyle şu anki benliğinin aynı olmadığını fark ettiğinde..
Artık başka bir tür varlık biçimi olarak arıyorum kendimi ve ben yine de yokum, bir zamanlar olan kişi değilim artık, insanlar artık var olmadığıma inanıyor, o bendim.
Sayfa 105 - Yaşlılık Portresinin Altına Atılmış İmza·Kitabı okuyor