Kendisine fazla yaklaşılmaması için her yerden kendisi ve insanlar arasına hendekler kazar ve dikenli teller koyar.Doğal olarak bunun sonucunda her türlü kariyerine zarar vermiştir, asker, diplomat ve edebiyatçı olarak her türlü başarısını engellemiştir, fakat bu sadece onun gururunu arttırmıştır;
"Ben bir sürüye ait hayvan değilim, öyleyse bir hiçim"
Kitabın ortalarına kadar Irene’nin kaçtığı kadının bir halüsinasyon olduğunu aslında kendi vicdanının sesini bastıramadığı için zihninin ona oyun oynadığını düşünmüştüm. Daha sonrasında kocasının sürekli bağışlayıcı biri olduğunu vurgulaması, ona suçlayıcı bir biçimde değil de şefkatle yaklaşması fikrimi değiştirdi. Kitap boyunca belirli noktalarda kendimi buldum; aidiyetini kaybettiğinde, yabancılaştığında, geçmişindeki kişiyle şu anki benliğinin aynı olmadığını fark ettiğinde..
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Stendhal kadar yalan söyleyen ve dünyayı ondan daha tutkulu bir şekilde kandıran pek az insan vardır ama gerçeği ondan daha iyi ve derin anlatanların da çok olduğu söylenemez.
Artık başka bir tür varlık biçimi olarak arıyorum kendimi ve ben yine de yokum, bir zamanlar olan kişi değilim artık, insanlar artık var olmadığıma inanıyor, o bendim.
Sayfa 105 - Yaşlılık Portresinin Altına Atılmış İmza·Kitabı okuyor