Mary Shelley'in efsaneleşen eseri Frankenstein; gotik tarzda yazılmış bir başyapıt olarak karşımıza çıkıyor. Eserde; simyacıların peşinde olduğu şeylerden biri olan ölüyü yeniden diriltme konusu işleniyor. Okuduğu kitaplardan etkilenen hırslı bir genç olan Victor Frankenstein, ölümsüzlük arayışı içindedir ve bir yaratık meydana getirir. Fakat işler istediği gibi ilerlemez, tasarısını bir "canavar" olarak nitelendirir. Sonrasında onu terk eder fakat canavar onu bulur, sevdiklerine zarar verir ve aralarında bir mücadele yaşanır. Kitap başta Victor Frankenstein'ın açısından olaylara bakıyor sonrasında canavar kendisi hakkında açıklamalarda bulunuyor ve ondan yalnızlığından kurtulabilmesi için kendi türünde birini meydana getirmesini istiyor. Başta Victor Frankenstein bunu kabul etse de fikrini değiştiriyor ve aralarında mücadele yaşanıyor. Ben yeni bir eş konusunda iki tarafa da hak verdim. Canavar, kendi iradesi dışında hırslı bir adam tarafından yalnızlığa itilmiş ve insanlar tarafından nefret edilen bir figür haline gelmişken kendi gibi bir eş istemesini normal buldum. Victor Frankenstein ise eşin nasıl düşüneceğini bilmeden bu canavarların üremesini ve dünyaya bela olmasını istemiyor bu konuda o da haklı. Ama tabi baştan düşünmesi gerekiyordu. Kitap gerçek canavarın yaratık mı yoksa onu meydana getiren ve yüzüstü bırakan Victor Frankenstein mı olduğunu sorgulatıyor insana.
Benim dikkat ettiğim başka bir husus kitabın yazarı Mary Shelley'in Türk ve İslam nefreti oldu. Kitapta anlatılan bir hikayede Türk'ten bahsederken hain ve nankör ifadelerini kullanıyor. İstanbul için Konstantinopolis diyor ve Hz. Muhammed hakkında saçma bir ithamda bulunuyor. Kitabı 18 yaşında yazmış biri olarak "batılı" cehaleti içerisinde bunları yazdığını düşünüyorum. Bu kısımlar benim rahatsız olduğum konulardı. Bu detayı görmezden gelirsek okunabilecek bir klasik bence.