“Sanayi Devrimi, kaliteli zanaatkarlığın tüm geleneklerini yok etmeye başladı. El işçiliğinin yerini mekanik üretim, atölyenin yerini fabrika alıyordu.” On beş gündür elimde ve bitmemesi için, aheste aheste okudum. Sanatın öyküsü, okuduğum en güzel şeylerden biri olabilir. E. H. Gombrich’in tüm dünyayı etkilemiş ve sanat tarihi kitapları arasında en bilineni, okunanı. Sanatın Öyküsü, Mısır Sanatı’ndan başlayıp, günümüz post-modernizme değin sırasıyla tablolarla ve örneklerle işliyor. Gombrich’in bu kadar tercih edilmesindeki amacın, akademik bir incelemeyi, bir edebiyat öyküsüne dönüştürerek anlatmış olmasıdır sanırım. Akademik dilden korkanlar için, tereddüt etmeden okumaları gerektiğini düşünüyorum.
⠀
Sanat nedir? Sanatın konumu? Ve geçmişten geleceğe değişen sanatı ele alıyor. Şimdi burada adını anamayacağım yüzlerce ressam ve bağlı oldukları düşünce akımları “izm’ler” genişçe ele alıyor. Ortaçağ sanatının dini figürleri ve eserleri, Rönesans, Barok ve Rokoko dönemlerini aydınlatıcı bir çerçevede sunuyor. Rönesans döneminde, mimari de sıkışıp kalan zorlu bir çıkışa yol gösteren Flippo Brunelleschi büyük bir isim örnek olarak. Paul Cezanne, farklı bir derinlik yakalamak isterken, onun çizimleri Fransa’da “Kübizm”, Van Gogh, George Seurat’ın “puantilizm” yani Noktacılık akımından etkilenirken, Almanya’da onu örnek alanlar “Ekspresyonizm (İfadecilik) akımını başlattılar. Ve Paul Gauguin’in yabana olan özlem çalışmaları, sonrasında Primitivizm (İlkelcilik) akımlarını doğurdu. Vasilliy Kandinskiy ise, Almanya’da günümüz sanatını da içine alacak olan “Soyut Sanat”ı başlattı vs. vs. Anlatmakla bitmeyecek bir kitap bu. Her kütüphanede olması gerektiğine inandığım, okuyanların dünyayı güzelleştireceğine dair inancımı koruduğum nadir eserlerden. Sanatla kalın, sanatsız durmayın!