Gönderi

Bu bir inceleme değildir kitapla konuşmamdır
Puan vermedi·232 syf.··
2020 215. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 06 Temmuz 2020 22:07
Okurken yaşlandığımı hissediyorum. Drogo artık baktığım her saatin kadranında gizli. Zaman ilerledikçe Drogo’nun yaşamı ve yaşayabilecekleri zihnimde dolanıyor. Pek hevesli bir şekilde adım adım ilerlediği Bastiani Kalesi’ne duyduğu heyecan, kalenin uzak olmasından mı ileri geliyordu? Neden heyecan verici şeyleri uzaklarda ararız? Drogo kaleye giderken bir atın üstünde gidiyordu; belki de her şeyin yavaş gibi görünmesinin sebebi buydu. Ama hastalandığında bir arabayla geri götürülüyordu; nasıl da hızla uzaklaşıyordu beklediklerinden ve bir ömrün sığdığı kaleden! Varacağın yere, bir dağın zirvesine çıkmak istediğinde belki günler, aylar harcarsın; ama dağın zirvesinden atlayıp düşmekse dakikalar sürer. O dağın zirvesi ölümse ve tırmanmak anlam arayışıysa, ellerimizi bu yolda hiç gevşek tutar mıydık? Drogo da sıkı sıkı tutundu inancına. Görünmeyenin, bilinmeyenin illüzyonu onu etkilemişti. Hepimiz bir çölü tezahür edebiliriz ama sislerle kaplı, karlar altında kalmış bir çölü tezahür edebilir miyiz? Eylemlerimizin ucunda en ufak bir ışık huzmesi dahi görünse ardımıza bakmadan vazgeçebilir miyiz? Yaşam bir alışkanlıktır; kimi bunu mesleğine yedirir, kimi zevk aldığı hobilerine. Zaten beyin de otomatik davranışların kayıt merkezi değil mi? Sinapslarımız şehrin merkezine çıkan otoyollar gibi değil mi? Ne kadar çok ara yol oluşturuyoruz o beynimizde? Ne kadarı şehrin etrafında dolaşan çevre yolları gibi? Ve sinapslarımızın kaçını bir şehrin sokaklarını oluşturmak için kullanıyoruz? “Bana hayatın anlamını çizer misin?” diye sorulduğunda belki de sorunun cevabı, zihnimizdeki canlı hücrelerin noktasal birleşimidir bu resim. Drogo’nun belki de bu yolları yıllar geçtikçe çıkmaz yollara dönüştü. Neden su damlalarının şıpırdamasına ilgisini kesti? Neden çekmecelerin açılışını, kapanışını ezberledi? Neden terfi aldığında bile odasını değiştirmedi (tenezzül bile etmedi)? Korkularla doluydu çünkü; yüreğin, kalbi yeni duygulara kapanmıştı artık. Sisle kaplı bir çöl gibiydi ruhu. Kararsızlıkları da bundan dolayı değil miydi? Görünen siyah noktalar aslında yaşam anlarıydı: kıpırtı duyduğu, damarlarının sertleştiği, nabzının yükseldiği… Ama şu var ki savaşta hücum eden olmak gerekiyordu. Ne yazık ki beklemek, bir kale gibi yalnız olmak demekti. Gidersen görürsün; dokunursan hissedersin; içersen tadarsın. Pencerelerimiz Bastiani Kalesi… Artık hayatı gözlemlediğimiz küçük, önemsiz, köhne kaleler: çocukluğumuzda, ergenliğimizde, yetişkinliğimizde bile değiştiremediğimiz odalar; yatağımızdan başka uyuyamadığımız yataklar; mahallenin ayak seslerini “hazır ol” diye ezberlediğimiz odalar… Gözlerimiz birer dürbün; “gelecekler” diyoruz. Ruhumuza hücum edecek. Pencere açık; her birimizin ayrı kışları çölümüzü kaplamış. İlerlemezsek Anguistina gibi donduracak bizi ruhların soğukluğu. Pencereni kapat. Kaleden dışarıya birkaç adım at. İşte Tatarlar orada; hep oradaydılar…
Alıntı
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,7bin okunma
·
36 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.