Uzun zaman sonra ilk defa beni bu kadar sinir krizine sokan, yer yer duygulandıran, hatta bir bölümde çocuğun annesinin koynundan koparılışına ağladığım bir roman oldu bu.
Eserde ana karakterler; Mazhar, Nazan, Hacer.
Mazhar, eşi ve annesi arasında kalan, önceleri çaresiz hisseden daha sonra kendince çıkış yolları arayan bir karakter. Ona da çok kızgınım.
Nazan kaynanası tarafından hiç sevilmeyen hor görülen, kıskanılan sessiz sedasız bir gelin. Ona da çok kızgınım çünkü onunki artık iyi niyet değil salaklık.
Hacer ise gelinine dünyayı dar eden kıskanç manipülasyoncu bir kaynana. Nefretlik bir kadın. Evlerden ırak.
Yani bu kaynanayı şöyle açıklayayım; oğlu, (yani Mazhar) gelini Nazan'a yüzük aldı diye dünyaları yıkıyor. Sanane be kadın diye diye çevirdim sayfaları. Ya da Seda Sayan’ın dediği gibi “Çıkarırım topukluları o beynini yararım!” Diyesim geldi :) Onun tonlamasıyla okuyunuz lütfen :) Şimdi karakterlerden de anlayacağınız üzere yeşilçam filmi izliyor gibi oluyorsunuz, oldukça akıcı ve temposu hiç düşmeyen bir kitap. Okurken sürekli öfkem hakimdi. Kadının toplumdaki yeri, kadına bakış açısı, gelin kaynana olayları, Türk edebiyatının klasik kurgularından.
Detay vermek istemiyorum ancak bu üç karakter çıkış yolu arıyor kendilerince, her birinin kendince problemleri var her ailede olduğu gibi. Aslında Orhan Kemal gerçekten topluma ışık tutmuş bu eserinde, klasik diyoruz ama günümüzde hala böyle hayatlar var bence. Tavsiye ederim, iyi okumalar.