Puan vermedi·256 syf.····Okunma: 21 Mart 2026 00:00 "Seni hiçbir dünya telaşına değişmedim ben. Evlerin ve kalabalığın ağırlığını sana üstün tutmadım. Yoksulluğun acısından hafif bilmedim acını. Yenilen herkesin boğuntusuydu kaybolduğum uzaklık, yüzün her bulutlandığında. Nereye gidersem gideyim seni yürüdüm..."
Edebiyatımızın en naif ve derinlikli kalemlerinden Şükrü Erbaş, *İnsanın Acısını İnsan Alır* kitabına bu güzel sözlerle başlıyor. Sadece bir şair değil, aynı zamanda çok güçlü bir deneme yazarı olduğunu da kanıtlayan eseridir. Anadolu’nun bilgeliğini ve samimiyetini modern şiirin imkanlarıyla birleştiren şairin dünyaya, insana ve hüzne bakışını yansıtır.
Kitabın ismi aslında ana temasını fısıldar; insanın yarasını iyileştirecek olan yine bir başka insanın şefkati, kelamı ve varlığıdır:
"İnsan bağışlayarak yener yanlışı. İnsanın acısını insan alır. İyilik böyle kolay yenilemez..."
Kitabı okurken her satırda durup düşünme ihtiyacı hissediyorsunuz. Şairin elinden çıktığı besbelli yazılar müzikal ve yoğun:
"Arkasına baka baka yürüyen insanın gideceği hayal, hatırasıdır."
"Suyu sevmeyen insanın; rüzgârı anlamayan, gökyüzünde bir bulutu olmayan insanın gideceği uzaklık, olsa olsa kendine sızan çaresizliktir."
"Bir düşü büyüten onun uzaklığı değil midir biraz da?"
Kitap, sadece bir "teselli" sunmaz; aynı zamanda insanın kendi iç dünyasıyla ve modern dünyanın getirdiği duygusal çürümeyle yüzleşmesini sağlar:
"İnsanın kendine en büyük ihanetidir sevmek."
"Sevmek, insanın en büyük acısıdır."
"Şarkılar, biz katılmışsak cana değiyordur. Bizim geçmediğimiz sokakların hikâyesi yoktur. Biz özgür değilsek dünya tutsaktır."
Kendinizi hep giderken buluyorsunuz kitapta. Erbaş için yürümek; insanın üzerindeki toplumsal rolleri, gürültüyü ve modern dünyanın kirini geride bırakma eylemidir. Yürürken insan kendi ritmini bulur.
"Gitmek, uzaklar; en huzurlu hayatların bile gizli açık diplerde depreşen yatışmaz isteği, ruh kamçısıdır."
"Gitmek, uzaklar ve yolculuklar; doğanın insan tekine olan bu cimriliğine karşı insanın bulduğu bir varoluş mucizesidir. Sanırım biz hepimiz, yollara düşerek, yani çeşitlenerek, yani uzaklara katılarak, uzakları canımıza katarak şunu söylemek istiyoruz: Ölüme benden alacağı hiçbir şey bırakmayacağım; sadece bir avuç kemik." (Kazancakis)
Erbaş'a göre yolculuk biten bir şey değildir; bir menzile varmak için değil, yolda olmanın getirdiği o bilgeleşme hali için yürünür. İnsan yürürken sadece toprağa değil, kendi ruhuna da basar.
Kitap 90'lı yılların ruhunu yansıtıyor. Dijitalleşmenin getirdiği hızın henüz nüfuz etmediği bir yavaşlık duygusu hâkim. Hüzünlü ve ağırbaşlı bir havası var. Uzun akşam sohbetlerinin ve mahalle kültürünün edebiyata sızmış hali gibi.