Kalbimi kırdı demek az kalır. Michel del Castillo’nun Gitar’ı… Ama tam da bu yüzden bu kadar sevdim. Çünkü bu kitap, okuru rahatlatmak için yazılmış bir metin değil; onu kendi çıplaklığıyla baş başa bırakan bir yüzleşme. Hikâye anlatıyormuş gibi ilerliyor ama aslında insanın en saklamak istediği yerlerine dokunuyor: kırılganlığına, değersizlik hissine, kabul görmek uğruna kendini eğip bükmesine. Okurdan bir şey talep etmiyor, onu yönlendirmiyor; sadece gösteriyor ve gördüğün şeyle ne yapacağını sana bırakıyor.
Dili arınmış, budanmış, neredeyse kemiklerine kadar indirgenmiş. Bu yalınlık bir eksiklik değil; aksine metnin kurduğu basıncın kaynağı. Çünkü hiçbir şey süslenmediğinde, hiçbir duygu yumuşatılmadığında geriye kaçacak yer kalmıyor. Okurken bir şeyi “anlamıyorsun”; doğrudan hissediyorsun ve o his konforlu değil. Çoğu insan kitaplarda teselli arar; ben ise rahatsız edici ama sahici olanı ararım — ve bu metin, o sahiciliğin nadir örneklerinden biri.
Ben bu kitabı güzel olduğu için değil, sahte olmadığı için sevdim. Okurken aldığım keyif huzur verici değil, sarsıcıydı. Herkesin seveceği bir kitap değil; hatta çoğu insan için fazla sert gelebilir. Ama manipülatif olmayan, çıplak bir anlatı arıyorsanız bu kitap kesinlikle okunmalı. Bu kitabı bana öneren kişiye de ayrıca teşekkür ederim.
Okur kalın...