Puan vermedi·293 syf.··Beğendi
· Kitabı ilk duyduğumda, kitaba verilen puanlar ve aşırı öven incelemeler akabinde, Shakespeare’in o meşhur trajedisini bağlayan güzel bir hikaye okuyacağımı düşünmüştüm. Kitabın ilk yarısı tam da beklediğim gibiydi, hatta beklenti üstünde hissettirilen duygular vardı. Agnes’in doğayla iç içe, o şifacı ve gizemli ruhu, gençlik yıllarını, william ile olan o tuhaf ama tutkulu karşılaşmalarını beni içine çekti, dönemin havasını soluttu. Hamnet’in o masum dünyası ve Agnes’in anne olarak yaşadığı o yoğun içsel süreçler kitabın zirve noktasıydı benim için.
Ancak ne olduysa kitabın ikinci yarısında, özellikle o malum kayıptan sonra oldu. İlk yarıdaki o büyülü ve sıkı örülmüş hava, yerini sanki biraz fazla uzatılmış ve yorucu ayrıntılara bıraktı. Kitabın dili hala çok güzeldi ama ayrıntıların dozu o kadar arttı ki, bir noktadan sonra hikayenin o asıl duygusal ivmesini bozmaya başladı. Baştaki kanlı canlı Agnes’i ikinci yarıda bulamadım, duyguları bana o kadar geçmedi.
Bir de hikayede kızların, yani Susanna ve Judith’in payına düşen kısımlar beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Hamnet’in kaybı aileyi darmadağın ederken, kızların bu süreçteki kendi hikayelerinin ve duygusal dünyalarının biraz fazla atlandığını, gölgede kaldığını hissettim. Oysa Judith’in kendi yerine ölüme teslim olan ikiz kaderşinin kaybı sonrasıdaki yasını ve değişimini okumayı çok isterdim. Büyük acı merkezdeydi ama kızların duygusal tarafı fazlaca gölgede kalmıştı ki bu da yarım kalmış bir hikaye hissi yaratıyor.
Final sahnesinin her şeyi toparladığı söylese de, bence o aradaki gereksiz detay yoğunluğu ilk yarının o saf ve dokunaklı etkisini biraz zedelemiş. Ayrıca William çıkıp desene be adam, ben bu oyunla oğlumu ölümsüz yaptım Agnes desene, yüzyıllar boyunca insanlar onu hatırlayacak desene. Yine de her türlü okunmaya değer bir kitap.