Bu aralar Nobel edebiyat ödülü kazanmış eserleri okumayı seviyorum. Bu yüzden kitaplığımda bulunan Rosa adlı kitabı okumak istedim. Kitaba ödül dolayısıyla çok büyük bir beklenti ile başladım ama en baştan söylemiş olayım beklentimi hiç karşılamadı.
Kitabın konusuna gelecek olursak Norveç’in liman kentlerinden birine yolu düşen gezgin bir öğrenci olan Parelius‘un bu bölgede çeşitli sebeplerle kalması ve buradayken Rosa isimli kadına gönlünü kaptırması ile başlıyor. Rosa ilk başta evli olmasa da çok kısa bir süre sonra Parelius’un o dönemki patronu ile evleniyor. Ancak bu, gencin içindeki Rosa aşkını asla bitirmiyor. Gün geçtikçe daha da büyüyen bir aşk okuyoruz. Bir kişinin iç dünyasını, kıskançlıklarını, bu kıskançlıklar sonunda yaşadığı ikilemleri, kendini kötü hissetmesini yazar bize çok güzel anlatmış. Parelius’un kişiliği üzerinden dönemin toplum yapısının, insanların bakış açısının çok güzel anlatıldığını görüyoruz. Sadece piyano çaldığı için bile bir kadına benzetilmesi o dönemin algısının nasıl olduğunu bize çok güzel anlatıyor. Hamsun‘un dilini seviyorum ancak Rosa benlik bir kitap değildi sanırım.