Herkesin içinde bir "Anguilla" vardır.
7/10
·160 syf.··
2026 8. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 01:04
1) BİRAZ PAVESE HAKKINDA A.Eserlerindeki belirginlikler O'nun eserlerinde genellikle bireyin iç yaşamı, yabancılaşma ve geriye dönük hesaplaşmalar gibi temalar ön plana çıkar ve ortak bir tema olarak; köklerinden kopma, aidiyet arayışı dikkat çeker. Karakterler genel itibariyle doğup büyüdükleri yerlerden ayrılmış, şehir hayatına veya farklı ülkelere gitmiş ve daha sonra geride bıraktığı anlarla yüzleşmek için yeniden memleketlerine dönmüş bireylerdir. Bu dönüş eylemleri yalnızca fiziksel bir hareket değil, aynı zamanda psikolojik bir içsel muhakeme sürecidir. Ayrıca eserlerinde yalnızlık, savaşın birey üzerindeki etkileri ve kimlik arayışı gibi konular da önemli bir yer tutar. Pavese'nin aynı zamanda anlatıcı tutumunun içinde de otobiyografik izler vardır. Bu yönüyle Pavese, bireyin iç dünyasını ön plana çıkaran bir anlatım tarzı benimser. Otobiyografik izlerin belirgin olduğu bu eserlerde, yazar ile anlatıcı arasındaki benzerlikler de dikkat çekici düzeydedir. B.Cesare Pavese ile Constance Dowling’in filizlenmeyen aşkı İtalyan yazarın yolu, bir film galasında Amerikalı aktris ve dansçı Constance Dowling ile kesişti. Bu tanışma, Pavese’nin kırılgan iç dünyasında fırtınalar koparan bir aşkın fitilini ateşledi. Pavese’nin hayranlıkla bağlandığı bu sarışın aktris, kısa süre sonra beklenmedik bir kararla ülkesine dönünce, aralarındaki bağ bir anda koptu. Constance’ın temelli uzaklaşması, zaten melankoliye yatkın olan yazarı derin bir boşluğa ve ağır bir bunalıma sürükledi. .__ “Ölüm gelecek Ve senin gözlerinle bakacak” __ mısraları, hem Constance’a yazılmış bir veda hem de edebiyat tarihinin en dokunaklı mektup notları arasında yerini aldı. C.Pavese,intihar, ölüm! Pavese için hayatına son verme düşüncesi, anlık bir tepki değil; öğrencilik yıllarından itibaren zihnine kazıdığı sarsılmaz bir hedefti. Kendi sonunu henüz yaşanmadan kitaplarında kurgulayan yazar, edebi metinlerini adeta birer ölüm provasına dönüştürdü. "Yalnız Kadınlar Arasında" romanında kurguladığı o intihar sahnesini, 1950 yılının Ağustos ayında Torino’daki bir otel odasında gerçeğe dönüştürerek; kurgudan gerçekliğe geçişi böyle trajik bir olay bağlamında gerçekleştirdi. Odasındaki bir çekmecede bulunan notlarında yaşamını noktalamaya karar verdiği o anlarda bile zarafetini elden bırakmayan yazar, çalışma masasına ağırbaşlı bir veda bıraktı. Günlüğünün yaprakları arasına sakladığı son notunda, tüm yaşamı boyunca hasretini çektiği o mutlak sessizliğe şu cümleyle sığındı: "Herkesi bağışlıyorum ve herkesten özür diliyorum. Fazla gürültü çıkarmayın." D.Amerikan Edebiyatına duyduğu aşk ve Faşizm'den gelen yanıt... Mussolini İtalya’sının baskıcı ikliminde Pavese, rotasını okyanus ötesine kırarak "Moby Dick" gibi dev eserleri İtalyanca'ya kazandırdı. Amerikan edebiyatını bir kaçış ve özgürlük alanı olarak gören bu tutkusu, faşist rejimin radarına takılmasına neden oldu. Edebi tercihleri nedeniyle "sakıncalı" görülerek sürgün hayatına mahkûm edildi. E. Tezer Özlü ve Pavese sevgisi Ülkemiz edebiyatının hüzün atlasının izini sürdüğümüzde, karşımıza çıkan ilk isimlerden biri Tezer Özlü'dür. Ki Pavese ile tanışma sebebiniz de onun satırları arasında gördüğünüz Pavese alıntısı olma ihtimali yüksektir. Özellikle Özlü'nün "Yaşamın Ucuna Yolculuk" kitabında Pavese'den izler çok belirgindir. Onunla adeta bir kader ortaklığı kurar ve aynı varoluşsal sancıda buluşur. Ferit Edgü’ye yazdığı mektuplarda ise bu ruhsal yakınlığın Pavese ile olan kısmını, bir yazarın başka bir yazarda kendini bulma serüvenini şu şekilde ifade eder: "Pavese benim gerçekten büyük bir aşkımdır, aynı senin yazdığın gibi. Zaten müşterek aşklarımız çok. Dostoyevski, Kafka. Bir yıldır ben de yalnız Kafka okuyabiliyorum. Daha 40 yıl da okurum. Pavese’den alıntılar, ona olan aşkımı ve saygımı zaten belirliyor. Dediğin gibi, kitap benim varoluşumun ucuna yolculuk. Belki bundan sonra ölümün ucuna da yolculuk edebilirim. Şimdilik daha bu kitaptan kopmadım." 2) AY VE ŞENLİK ATEŞLERİ'NDE BAZI İZLEKLER Ay ve Şenlik Ateşleri'nde yolculuk teması hem gerçek hem de zihinsel boyutlarıyla karşımıza çıkmaktadır. Bu yolculuk, yalnızca bir yer değiştirme değil, aynı zamanda geçmişi hatırlama ve içsel bir yüzleşme sürecidir. Romanın ana karakteri ve aynı zamanda anlatıcısı Anguilla, küçük yaşta ailesinden koparılmış ve yoksul bir çiftçi ailesinin yanında büyümüştür. Gençliğinde Amerika’ya giderek uzun yıllar orada yaşar. Ancak yıllar sonra yeniden doğduğu yer olan Santo Stefano Belbo köyüne döner. Fakat bu dönüş, onun beklediği gibi bir yeniden ait olma hissi yaratmaz. Çünkü köydeki insanlar yaşlanmış, ölmüş ya da tamamen değişmiştir. Böylece Anguilla, geçmişiyle yüzleşirken aynı zamanda onun geri getirilemeyeceğini de fark eder. Romanda önemli olan bir karakter var: adı Nuto. Nuto, Anguilla için önemli bir figür. Onu eski köklerine ve o unutulmuş çocukluk anılarına sımsıkı bağlayan asıl kişi. Romanın ruhunda dolaşan ateş, başlarda içimizi ısıtan, neşeli şenliklerin ve hayatın coşkusunu müjdeleyen o alevlerle donanmışken hikaye ilerledikçe bizleri bir mateme itiyor. En sonunda sadece yıkımı, ölümü ve kayıpları simgeleyen bir külle ellerimizden dökülüp gidiyor... 3) ANGUİLLA VE MANİDAR İSMİ Pavese kitaptaki başkahramanına “Anguilla” ismini verirken rastgele vermemiştir bu ismi. Anguilla, yani yılan balığı, yaşamı boyunca belirli bir göç döngüsü izleyen bir canlıdır. Hayatına tatlı sularda başlayan bu tür, zamanla denizlere ulaşır ve daha sonra okyanuslara doğru uzun bir yolculuğa çıkar; üreme döneminde ise yeniden farklı su bölgelerine geri döner. Bu metaforik ismi özellikle seçmiştir yazar. Anguilla’nın Amerika’ya giderek uzun yıllar orada kalması ve ardından çocukluğunun geçtiği topraklara geri dönmesi, yılan balığının bu döngüsel göç süreciyle son derece benzerlik gösterir. Yılanbalığı nasıl sürekli bir döngü içinde göç ediyorsa, Anguilla da: gider, değişir, geri döner, ama artık hiçbir yer aynı değildir... Bu da romanın ana izleğini suratımıza yapıştırır: Geçmişe dönüş vardır ama aynı geçmiş artık yoktur. 4) SONUÇ OLARAK Anguilla’nın bu eve dönüşü, aslında kimliğini arayan bir insanın en yalın haliyle kendi özüne, yani köklerine sığınma çabasıdır. O döndükten sonra doğa; tepeleri, mevsimleri ve toprağıyla aynı döngüde dönmeye devam etse de gidenlerin ve kalanların bıraktığı izler derin bir dönüşüm geçirmiştir. Bu durum, Anguilla’yı ağır bir başarısızlık hissiyle baş başa bırakır. Geçmişin geri getirilemez bir kavram oluşu, bu dönüşü varoluşsal bir yenilgiye dönüştürür. Umduğu yüzleri bulamayan kahraman, artık geçmişi sadece zihninde yaşatabileceğini acı bir şekilde anlamıştır. Pavese’ye göre, bir yer geride bırakıldığında oraya karşı bir daha asla gerçekten aitlik hissi duyulamaz. İnsanın geçmişini koruyabilmesi ancak orayı asla geri dönmeyecek üzere çekip gitmesi ile mümkündür. Zira zaman, anıları etkileyemese bile içinde bulunan mekanları ve etkileşimde olduğu insanları geri dönülemez biçimde eğip büker. Anguilla’nın çocukluk anılarının sağlam zeminini bulma ümidi, yaşamın bu sert ve derin gerçeği ile kısa bir zamanda sönüp gider.
Edebiyat
Ay ve Şenlik AteşleriCesare Pavese · Sia · 2021836 okunma
·
714 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Bay F.
Gönderi Sahibi
İstatistik karşılaştırması yaptığımda; devamını okumaya basmadan, yani hiç okumadan beğenen iki kişi var. Tam bir untermensch oluyorsunuz siz.